Haz 15

Bir gün bir kız chat´ten bir oğlan ile tanışır. Bu kız oğlan ile haftalarca chatleşir, sabaha kadar! Konular açıldıkça açılır.
Kız bu oğlandan öyle hoşlanırkı, o oğlana aşık olur.
Her gün okuldan geldikten sonra bilgisayarın başına geçer ve oğlanın gelmesini bekler. Bazı günler olur, sabaha kadar chatleşirler, sabah olunca sevimli cümleler yazdıktan sonra okula gider.
Bütün gün onu düşünür, eve gitmeyi sabırsızlıkla bekler. Ama Aşkını bir türlü itiraf edemez, çok utanır.
Bir gün var gücünü toplayarak bilgisayarın başına geçer ve e-mail ile bir aşk mektubu yazmaya karar verir.

“Ercan, senden kaç zamandır hoşlanıyorum, ama bunu sana bir türlü yazamıyorum. Senin buna karşı bir tepki vermenden çok korkuyorum ki bilemezsin. Ama burada bir gerçek var. Seninle yazışırken, bambaşka bir dünyada oluyorum. Her satırını sabırsızlıkla bekliyorum.
Ercan Seni seviyorum.”
Ardından 5 dakika geçmez e-maile cevap gelir. Ve kız e-maili titreyerek açar. Açması ile kapatması bir olur.
Kız adeta şoka girer ve kendine 10 dakika gelemez.
Kendine geldikten sonra bir kere daha açıp maili bir kere daha okur.
Aynen şu cevap gelmiştir:

“Aylin, ben seni sevmiyorum, benden uzak dur. Artık bir daha bana yazma ve unut beni”

Kızın gözlerinden yaşlar akmaya başlar, gözü yaştan bir şey göremez olur. Banyoya gider, dolaptan uyku hapı alır ve odasına döner.
Bir ufak not bırakarak tüm hapları yutup bilgisayarın başında ölür!
Notta şunlar yazar:
“Ben sevdim ama sevilmedim. Bu hayata ELVEDA deyip ayrılıyorum. Ercan seni çok Seviyorum. ELVEDA!”

Akşam kızı ölü halinde bulurlar, annesinin birden gözü bilgisayara takılır.

Bir e-mail!!!!

Ercandan!!!!

Ercan şu maili göndermiş:

“Aylin senden çok özür diliyorum, benim ufak kardeşim sana bu saçma maili göndermiş. Ben sana bu sözleri asla yazamam. Çünkü……………ben……….seni SEVİYORUM!! Ercan!”

Not : alintidir..

Haz 15

Biliyorsun, gayem sana zarar vermek, seni incitmek, kırıp dökmek değildi. Yılar yılı açı çekmiştim, istemediğin bir ortamdaydın ve sana ters düştüğü halde yanlış şeyler yapmıştın. Acına, yaşam mücadelene ortak olup yüreğimi yüreğine, ömrümü ömrüne katip seni mutlu edecektim
Ben senden sadece sana verdiğim sevgiyi kabullenip ,bu sevgiyi yaşamanı istemiştim Yüreğim tahtı da tacı da sana vermişti. Yalnız seni istiyordu.Yüreğimde kalıp saltanat sürmek varken beni sıradan bir şeymişim gibi elinin tersiyle ettin. Çok sevilmek bu kadar kötü müydü?Gerçekten böylesine ağır mıydı ki?
Sevgiye hasretim dediğini düşünüyorum da,kocaman bir iğrenç oyu oynamışsın. Hayatıma bilmediğim anlamlar getirmişsin .Gözüm kapalı hayatimi ortaya koyduğum bir kumar oynamıştım.Yasini seni kazanacaktım,ya da kendimden ya geçecektim .
Hem seni kaybettim ,hem de kendimden vazgeçecektim. Var miydi böyle kimsesiz darmadağın olmak biçare kalmak ,var miydi?

Keşke beni böyle ödüllendireceğine,hiç ödül vermeseydin. Onca yüreği senin yüreğine feda ettiğim halde yüreğin kocaman sevdamı alabilecek kadar büyümedi.
Ben de sana büyük bir sevgiyi vermekte diretiyordum. Bu kadar direttiğim için beni bağışla… sevmek ölümüne cesaret, buzdan değil ateşten yürek ister. Adı üzerinde sevdaydı bendeki, zorda sevdayı büyütmek kolay değildi elbet. Bütün güzellikleri bütün kainatı seni sevmesi için birine verseydin, yine de bu kadar sevilemezdin. Hiç kimsenin yüreği benim ki kadar büyük ve deli olamaz.
Beni kırgınlıklarla çelişkilerle, cevabı sende olan bir sürü soruyla ve bitmek tükenmek bilmeyen ‘’ keşke’’ lerle bıraktın. Bana onca acı verdin ama yüreğim düşman olamıyor. Her gün alabildiğine yanıyor, istesem de istemesem de seni özlüyor seni istiyor.
Yüreğimi koparıp atmak mümkün olsaydı hiç düşünmeden koparıp atardım. Sevdan beni divane etti, beni asileştirdi, kendime sözüm geçmiyor artık. Başımı ellerimin arasına ne ilk ne de son alışım. İlk açım değil ama en büyük açımsın. Bir limandayım ve senin bindiğin gemi çoktan uzaklaşıp gitti. Bunu kabullenemiyorum, zoruma gidiyor canımı acıtıyor. Sen yüreğimde bir hasret en büyük ve hiç kapanmayacak bir yara olarak kalacaksın. Yarım kalmışlığım, unutulmazımsın. Yüreğimin sarayından seni kovmuyor, tacı da tahtı da sensiz bırakmıyor.

Haz 15

Hep özlediğim, beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini, izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim. Bakışları içimi titretti, bilmediğim, tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde… Kimde, neydi, hangi sınıfta öğrenciydi, daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği… O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri, kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti. Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim, ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok., özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim, söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım. Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez, çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun, anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek.

Haz 9

>>Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez….
>>Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta.
>>O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için,
>>hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok
>>genç…
>>
>>Birbirileriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda
>>başardılar. İkisi
>>de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı
>>arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise
>>ablasında…. Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden
>>evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına
>>geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…
>>
>>Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu…
>>Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki
>>yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor
>>getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da
>>hep mutluydular.
>>
>>Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para
>>kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek
>>uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki… Günler günleri,
>>yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü… Tek eksikleri
>>çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi
>>olmayınca, “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur”
>>diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler…
>>”Senin için ölürüm” derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adama “Hayır,
>>ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep…
>>
>>
>>
>>Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,
>>
>>”Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak….” Kütüphanenin ikinci
>>rafında başka bir not olurdu, “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok
>>sevdiğimi sakın unutma” Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu
>>notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek,
>>kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zaman da pahalı armağanlarla
>>karşılaşırdı… Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten….
>>
>>Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep
>>birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların
>>ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam,
>>hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın
>>da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık
>>daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap
>>durumda bir ev gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan. “Ne
>>dersin, bu evi alalım mı?” dedi adama. “Bu viraneyi yıktırır, harika bir
>>ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları
>>kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı…” “Sen istersin
>>de ben hiç hayır diyebilir miyim?” diye yanıt verdi adam. “Amerika’daki
>>tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçıyı… Kaç para olursa olsun
>>burası bizimdir artık….”
>>
>>Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu
>>adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.
>>Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında.
>>
>>Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın.
>>Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek
>>için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç
>>beklemediği bir cevap aldı: “Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en
>>iyisi o evi unut… “Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha
>>da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik
>>misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, “Senin için ölürüm,
>>biliyorsun, ne olur anlat” diye dil döktü boş yere… Yıllardır sevdiği
>>adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya
>>çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla
>>kanıyordu yüreği…
>>
>>
>>
>>Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği
>>arkadaşına dert yanarken, “Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım”
>>diye sözünü kesti arkadaşı. “O, seni aldatıyor. İş yerimin tam
>>karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyiyor her öğlen. Sonra
>>sarmaş dolaş biniyorlar arabaya….” “Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum
>>bu yalanları” diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini
>>kıskanmakla suçladı….
>>
>>Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi
>>sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı… Kocasının
>>eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen
>>evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın… Akşam
>>kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı
>>sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi.
>>
>>İnkar etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa
>>geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve
>>bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, “Son bir kez kucaklamak
>>isterim seni” diyecek oldu ama kadın, “Defol” dedi nefretle… İlk celsede
>>boşandılar… Modern bir aşk hikayesinin böyle son bulmasına kimse
>>inanamadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın,
>>sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız
>>kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor,
>>aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin alması için
>>dua ediyordu.
>>
>>
>>
>>Aradan bir yıl geçti… Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile,
>>kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle
>>uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. “Sen, buraya ne yüzle
>>geliyorsun” diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı. “Lütfen, içeri girmeme
>>izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.” dedi genç kadın. Kanepeye ilişti
>>ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı: “Hiçbir şey göründüğü gibi
>>değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl
>>Amerika’daki kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik
>>ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte
>>ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden
>>sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte
>>Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs
>>durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına
>>inanıyordu ama olmadı.
>>
>>Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu
>>vermemi istedi… “Gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu
>>kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı
>>neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kağıt duruyordu
>>kutuda. İlk kağıtta, “Lütfen bütün notları sırayla oku bir tanem”
>>diyordu… Sırayla okudu; “Seni çok sevdim”, “Seni sevmekten hiç
>>vazgeçmedim”, “Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.”
>>”Fakat benim için ölmeni istemedim” “Şimdi bana söz vermeni istiyorum.”
>>
>>”Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı” son kağıdı eline alırken, kutuda
>>bir anahtar olduğunu gördü kadın… Ve son kağıtta şunlar yazılıydı:
>>”Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta
>>martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım….”

Haz 9

Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesi vardı avuçlarımda o gece… Hayallerim
gözümün önünde dans etti…Düşlerimdi gökyüzünden bana göz kırpan, yıldızlar
değil; yalnızlığımda…Oysa aşk iki kişilikti…

Çayım vardı; bir kupa elimde, diğer elimde ise o gece yeryüzüne düşen ilk
yağmur tanesi… Çiseleyen yağmur bile ürpertemedi bedenimi; hayalin gibi…
Bense yalnızdım; yokluğunda… Sadece yalnızdım işte bu aşkta, oysa aşk iki
kişilikti…

Denizin dalgalarımıydı azan; içimde ki volkanlar misali… Oysa içim
azdıkca, sustu dudaklarım… Ben sustum, bulutlar haykırdı isyanımı…
Şimşekler vardı yüreğimde ürkütücü!.. Korkutan… Sadece ben duydum, ben
hissetim içimdeki yalnızlığın sesini… Dudaklarım suskun, gözlerimde yaş…
Sen ise sadece yoktun!.. Sadece yok!!! Oysa ölümdü tek başına yaşanan, aşk
iki kişilikti…

Gökyüzü bir kızardı, bir kapkara oldu saçların gibi… Bak, o bile seni
hatırlattı bana, gözlerinin karası gibi… Gözlerin gibi öfkeliydi
yıldırımlar o gece… Yeryüzüne düşen ilk yağmur tanesiydi elimdeki, elimde
hayallerim bile yitmişti… Umutlarımdı yanımda olan nicedir, hayallerim ve
düşlerim… Ne zaman terk ettiler beni, hiç bilemedim… Sense sadece
yoktun, SADECE YOK!!!… Oysa, yalnızlıktı tek başına yaşanan, aşk iki
kişilikti…

Ellerimdeki yağmur tanesini bıraktım denize, özgürlüğüne kavuşsun diye…
Büyüdü, büyüdü deniz oldu… Sonra deniz büyüdü büyüdü okyanus oldu…
Okyanuslar geçilmez, dağları aşılmazdı ve kırılmış kalbim bir düşman gibi
seni andı… Sense sadece yoktun… Sadece yok!!!

Bıraktım kalan son hayallerimi de özgürce gökyüzüne… Özgürce döndüler önce
başımın üstünde sonra uçtular semaya… Bir öpücük kondurdum her birine,
kokumu sana taşısınlar diye… Duydun mu?

Sen ise sadece yoktun bu aşkta, sadece yok…Bense, iki kişilik yaşadım bu
aşkı, yorgun bir kambur gibi üzerimde, BİR BASIMA KATRAN GECELERDE!.. Senden
kalan son hatıraydı, yüreğimdeki AŞKIM; onu da semaya bıraktım… ÖZGÜRCE!
Geriye kalan sadece CAN kırıkları!..

HANİ, ÖLÜMDÜ BİR BAŞINA YAŞANAN, AŞK İKİ KİŞİLİKTİ???