Mar 11

Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda
ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve
hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın saglık
birimine ulaştırmışlar. Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman
yapmışlar,
ama
‘biraz Beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kirik veya çatlak olup
olmadigini inceleyeceklerini’ söylemisler. Yasli bey huzursuzlanmis,
‘acelesi oldugunu istemedigini’ söylemis. Hemsireler merakla acelesinin
sebebini sormus.
Adamcagiz da,
‘karim huzur evinde kaliyor her sabah onunla kahvalti etmeye giderim, geç
kalmak istemiyorum’ demis.

‘Karinizin, siz gecikince merak edecegini düsünüyorsunuz herhalde’ Demis
hemsire.
Adam üzgün bir ifade ile ‘ne yazik ki karim Alzheimer hastasi ve benim kim
oldugumu bilmiyor’ demis.
Hemsireler hayretle ‘madem sizin kim oldugunuzu bilmiyor neden hergün
onunla
kahvalti yapmak için
kosusturuyorsunuz’ demisler.
Adam buruk bir sesle ‘ama ben onun kim oldugunu biliyorum’ demis.

Mar 11

Sevgiliye sadece “Seni seviyorum” demek yetmez…Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su’ya aşık olmuştur.

İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
“Sırf senin hatırın için ey su” diye…

Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
“Su beni seviyor mu?” diye düşünmeye başlar.

Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Halbuki çiçek,
alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

Çiçek, suya “Seni seviyorum der. Su, “Ben de seni
seviyorum” der. Aradan zaman geçer ve çiçek
yine “Seni seviyorum” der. Su, yine “Ben de” der.
Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler…

Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
etrafa ve son kez suya “Seni seviyorum.” der.

Su da ona “Söyledim ya ben de seni seviyorum.” der
ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine…

Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
başını döndürerek çiçek, suya der ki; “Seni ben,
gerçekten seviyorum.” Çok hüzünlenir su bu durum
karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
nedir sorun diye…Doktor gelir ve muayene eder
çiçeği. Sonra şöyle der doktor: “Hastanın durumu
ümitsiz artık elimizden birşey gelmez.”

Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
bakar suya ve der ki: “Çiçeğin bir hastalığı yok dostum…
Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için” der.

Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
“Seni seviyorum” demek yetmemektedir…

Mar 10

Günlerden pazardı. çalışmayacaktım bugün.
Sabah erkenden kalktım. Yapacak bir şey yoktu.
Aklıma sen geldin. Acaba olur muydu?
Sen Almanya da bense İstanbul da.
Atlasam uçağa yanındayım az sonra.
Yaptım be, yaptım bu hovardalığı.
Araba almak için biriktirdiğim paranın
Bir kısmını aldım yanıma. Çıktım yola.
İki haftadır da görüşmemiştik zaten.
Ne telefon, Ne de bir mesaj. Yoktu hiçbir şey .
Ama olsun ben yine de mutluyum.
Çünkü herşey yolunda.
Bu hafta işe de gitmeyeceğim zaten ,
Patrona, hastayım derim olur biter.
Biz seninle bir hafta boyunca
Almayanın sokaklarında ,Çifte kumrular gibi,
Bayram havasında dolaşırız…
Çok şaşıracaksın biliyorum.
Ne işin var burada deyip, atlayacaksın boynuma.
Bekle beni aşkım çıktım bile yola.
Kalbim pır pır atıyor. İçim bir başka oluyor,
Heyecan mı desem bilemiyorum, sanki başka bir şey.
İşte Almanya ve karşımda evinin kapısı,
Çalıyorum şimdi ama evde yoksun galiba,
On dakika oldu, hala çalıyorum kapını, sevgilim neredesin?
Gürültüden yandaki kapıdan biri çıktı.
Bana yanlış anladığım bir şey söyledi,
Dedi ki : Evladım o tatlı güzel kız artık yaşamıyor…
Biliyorum, Almanca’mı geliştirmemi söylemiştin.
Kurslara gittim o güzel hatırın için ama ancak bu kadar.
Aşkım akşam oldu hala eve gelmedin, neredesin.
Telefonunu neden kapattın?
Ne oldu acaba…komşunun söyledikleri doğrumuydu ki!
Ölmüş, olamazsın değil mi ?
Sen ki yemek yerken bile haber verirdin,
Ölürken mi söylemedin….

altınada bunu yazmış

ölüm beni ondan ayıracaksa
canım acımaz Allah cehennemde de yaksa

Mar 10
Günlük..
icon1 Lanet | icon2 Sevgi Hikayeleri | icon4 03 10th, 2008| icon3No Comments »

Liseye yeni başladım. ilk onu gördüm karşımda. öyle güzel bir insandıki, adı denizdi. deniz kadar engin, deniz kadar güzel ve maviydi. o güzel gözlerine aşık oldum ona bakarken. sınıfta tek arkadaşım oydu. onu gizli gizli sevdiğimi Allah’dan ve yüreğimden başka kimse bilmiyordu. hep benim yanımdaydı. hep beraberdik hep bizbizeydik hayatta. onu çok sevdiğimi onsuz olamadığımı bilmiyordu. söyleyemedim. çünkü bana “sen benim en iyi dostumsun…” diyordu hep. o beni hep bir arkadaş olarak bildi.
bende bu sevdayı hep yüreğimde yaşadım.

okul bitti, mezun olduk, o başka yere gitti, ben başka yere. ama onu unutamadım, yerine başkasını koyamadım. elimde bir resmi var yıllarca hep ona baktım, ona aşkım dedim, onunla güldüm onunla ağladım… sevemedim kimseyi….

yıllar sonra öldüğünü öğrendim, dünyam yıkılmıştı artık. hayatta ek sevdiğim insan artık yoktu. artık aramıza kara toprak girdi. sevdiğimi kaybettim. ne kadar talihsiz bir insanım. keşke zamanın da onu sevdiğimi söyleseydim. keşke..

günler sonra annesi geldi yanıma. bana bi defter verdi. şeklindende belliydi. bu denizin günlüğüydü. bana bırakmış ölmeden.

açıp okuyamadım önce. belkide sevgilisi veya bi başkasının adı vardı içinde. ama dayanamadım açtım okudum. ama yazanları okuyunca birdaha kahroldum yüreğim yangın oldu.

” sevgili günlük,

bugün yine beraberdik onunla. okuldaki tek arkadaşımla. o çok iyi bir insan günlük. onu çok seviyorum ama o beni arkadaşı olarak görüyo. aşkımı söylersem belkide dostluğumuz biter günlük. ona söyleyemem. o benim en iyi dostum, arkadaşım, gizli aşkım sevdiğim. aşığım ama söyleyemiyorum ne kadar acı değilmi günlük.

gün gelicek okul biticek günlük işte o zaman yıkılırım. keşke hep yanımda olsa. ama o beni arkadaşı olarak görüyo günlük. aşkım beni arkadaşı olarak görüyo….”

beni sevdiğini sen öldükten sonramı öğrenicektim gülüm. ama sen merak etme. birkaç güne kalmaz bende gelirim yanına….

Mar 10

Ben bütün aşk çeşitlerini,
kadın, erkek, ulus, yurt, baba, oğul, kişi, Tanrı sevgilerini kapsayan bir bilgilik dizininde aradıkça aradım, gönlümün yıllardır tanıyor olduğu aşkı bulamadım.”Kişiden doğma” biricik aşk budur işte! Öteki bütün aşklar doğanın yüklemesi, yaratılışın gereğidir.Bütün bu sevgilileri doğa belirliyor bizim için! -Onun görevlisi olan- içgüdü bizi, kendimizde olmadan, sevmeye götürüyor. O kişisel “özgün, özgür, içten ben”in yanı sıra o kendi kendimizin, doğanın yükleyiciliği ile yapının, çıkarın, yararın gerektiriciliği olmadan “seçtiği” biricik aşk, birbirlerinden -kaynağı başka gezegende olan-ilginç bir yakınlığın gizemli tadını tadan, birbirlerinin yüzlerinde doğaötesel soydaşlık rengi gören, iki yurtdaş gibi, yaşamın bu yabancı ülkesinde, bir rastlantı sonucu karşılaşan, daha ilk bakışta birbirlerini “yeniden tanıyan”, apaçık tanışıklık ile yakınlık çizgileri okuyan…iki ruhun arasında varolan gizemli bir çekimdir. İşte böyle bir bağlılık, hümanist olan Erich From’un düşündüğü aşklara benzemez. Bir ruhun bir ruha olan aşkı olduğunu …nerden bilsin? Yanız, güzel, tatlı, varlıklı bir ruha gereksinim duyan bir ruh…böcekler gibi yeraltından bitip bir bir bu “günlük yaşama”a bir “çıkar” uğruna bulaşarak, kıvranıp ölen bu toplumsal yığınlar içinde!Ona da “aşk” adını vermeye kıyamadım. Ozanlar onu da bulandırmış. Ona “sevgi” demek istedim.Tanışık iki ruhun aşkı, sevgisi ile inanışı demek istiyorum. Doğanın değil, yaratılışın değil, tersine yakın iki yalnızın arasındaki yalnızlığın oluşturmuş olduğu bir bağlılık…Ne diyeceğimi bilemiyorum!?

Bana:
Sevginin aşktan üstün olduğunu öğreten odur.

Çünkü:
Aşk, görme engelli bir coşku, görmezlikten kaynaklanan bir bağdır.
Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ; apaçık, duru bir görmenin sonucudur.

Aşk, genellikle içgüdüden su içer, içgüdüden kaynaklanmayan başka bütün olgular değersizdir.
Oysa sevgi ruhun içinden doğar, bir ruhun yükselebileceği bütün yerlere, sevgi de onunla birlikte doruğa tırmanır.

Aşk, gönüllerin genelinde benzer biçimler ve renklerde gözlenmekte olup, ortak nitelik, durum ile nitelikler taşır.
Oysa sevgi her ruhta kendine özgü bir albeni taşır.Ruhun kendinden rengini alır. Ruhlar da içgüdülerin tersine kendilerine özgü ayrı ayrı renk, tırmanış, boyut, tat ile kokular taşıdığından; ruhların sayısınca sevgiler olduğu söylenebilir.

Aşk, kimlikle ilişkisiz değildir. Dönemlerin ve yılların ilerleyişinden etkilenir.
Oysa sevgi; yaş, zaman ve kişiliğin ötesinde yaşar. Onun yüksek yuvasına günün, çağın eli yetişmez.

Aşk, her renkte, her düzeyde, somut güzellikle, gizli-açık bağlantılıdır. Schopenhauer’ın deyişiyle: “Sevgilinizin yaşına bir yirmi yıl daha ekleyin de onun duygularınızda bıraktığı doğrudan etkileri gözlemleyin.”
Oysa sevgi, ruhun içine öyle bir dalgınlıkla dalar; ruhun güzelliklerine öyle tutulup kendinden geçer; somut güzellikleri bambaşka bir biçimde görür.

Aşk; tufan, dalga, coşku, hindi niteliğindedir.
Oysa sevgi durgun, dayanıklı, ağırbaşlı, arılıkla dolup taşar bir durumdadır.

Aşk, uzaklık ve yakınlığa göre değişir.Uzaklık uzun sürecek olursa azalır.İlişki sürecek olursa değerini yitirir.Ancak korku,umut,sarsıntı ile acı çekimin yanısıra “görüşüm-uzaklaşım”la diri,güçlü kalabilir.
Oysa sevgi bu durumları bilmez.Dünyası başka bir dünyadır. .

Aşk,bir yönlü coşkudur.Sevgilinin kim olduğunu düşünmez.”Öznel bir özcoşu”dur.İşte bu yüzden hep yanlışlık yapar.Seçimde hızlı sürçer.Ya da hep bir yönlü kalır.Yinede yer yer benzeşmeyen iki yabancının arasında bir aşk kıvılcımlanır, olay karanlıklar içinde geçip birbirlerini görmediklerini ancak bu yıldırımın düşüşünden sonra onun ışıgında birbirlerini görebilirler.İşte burada aşkın kıvılcımlaşımından sonra seven ve sevilen birbirlerinin yüzüne bakınca birbirlerini tanımadıklarını anlarlar.-Önemsiz bir sorun olmayan-aşktan sonra gelen yabancılıklar ile anlaşmazlıklar çoktur.
Oysa sevgi aydınlıkta kök salar.Işıgın gölgesinde yeşerir,büyür.İşte hep bu yüzden tanışıklıktan sonra ortaya çıkar.Gerçekte,başlangıçta,iki ruh birbirinin yüzünden tanıma çizgilerini okur.”biz”oluşları ise”tanışım”dan sonra olur,İki ruh,iki kişi değil-bir anda iki kişi nin gerektirimler sonra biz olma duygusunu taşımaları olasıdır.Bu durum ise öyle duyarlı öyle uçucudur;duyumun ve anlayışın eli altından kolayca kaçabilmektedir.-daha sonraları;birbirlerine söz ,davranış ve konuşma biçiminden yakınlığın tadını,yakınlığın kokusunu,yakınlığın sıcaklığını duyumsarlar.

Aşk, çılgınlıktır.Çılgınlık ise “anlayış” ile “düşünüş”ün bozulmuş ve yıpranmışlığından başka bir şey değildir.
Oysa sevgi, tırmanışın doruğunda, beyin ötesini aşar; anlamayı ve düşünmeyi de yerden çekip, doğuşun doruğuna götürür.

Aşk, sevgilide içinin çektiği güzellikleri yaratır.
Oysa sevgi; sonsuz, salt, dosdoğru, içten bir doğruluktur.

Aşk, denizin içinde boğulmaktır.
Oysa sevgi, denizin içinde yüzmektir.

Aşk, görme duyumunu alır; oysa sevgi verir.

Aşk, kabadır, şiddetlidir. Bununla birlikte dayanıksız, güvensidir.
Oysa sevgi, tatlıdır, yumuşaktır. Bunun yanısıra dayanıklı, güven içindedir.

Aşk, hep kuşkuyla bulunur.
Oysa sevgi baştan başa kesin inançlıdır. Kuşkuya yer vermez.

Aşktan içtikçe kanarız, sevgiden içtikçe susarız.

Aşk korundukça eskir.
Oysa sevgi yenilenir.

Aşk, sevenin içinde varolan bir güçtür.Kendisini sevgiliye çeker.
Oysa sevgi sevilende varolan bir albenidir. Seveni sevilene götürür.

Aşk, sevgiliye egemenliktir.
Oysa sevgi, sevilende yok olma susuzluğudur.

Aşk, onun baskısı altında kalabilmek için sevgiliyi belirsiz, kimliksiz olarak ister. Aşk, kişinin bencilliği ile alım-satımsal, hayvansal ruhun bir çekiciliğidir.
Oysa sevgi, sevileni sevgili, değerli olarak ister.