bir tatil günüydü, anneme yardım ettikten sonra canım sıkılmıştı internete gireyim dedim. sohbet ederken arkadaşım sevgilisinin arkadaşının benimle tanışmak istediğini ve beni çok begendiğini söyledi benimde canım sıkılıyor ya olur tanışalım dedim. sohbet ederken beni kendi adresine eklemek istediğini söyledi iyi anlaştığımızı seziyordum o yüzden kabul ettim artık birbirimizin adresine ekliydik o adresinden hiç çıkmazdı zaten bilgisayar okumayı düşünüyordu. ben ne zaman online olsam slm yazar konusmak istediğini belli ederdi ve 1 saat kadar sohbet ederdik zaten bizi tanıştıran arkadaşımın da sevgilisi sanal ortamdan dı. eee dogal olarak benim arkadaşlığımda sanaldı. Ama benim aiem bilgisayarı çok sevdığımi hergün yenı birşey ögrendiğimı bıldiği halde beni bilgısayardan uzak tutmak için ellerinden geleni yapıordu. artık bilgisayara güvenlık şifresı bile koyacaklardı. bir hafta hergün konusmuştuk çok da iyi anlasıyorduk. aradan 1 hafta sonra benimle çıkmak ıstediğini soyledi şasırdım. ama düşünmem gerektiğiniı söyledım tamam dedi 2 gün sonra sanal oldugunu bıle bıle kabul ettım eski sevgilim okuldan dı ondan ayrılalı da tam 4 ay olmuştu onun bana tatırdığı acıyı unutmak üzereyken onunla tanıstım yani efe ile. teklifinı kabul ettim ama sanal oldugu içın saçma oldugunu dusundum ve guzellıkle ayrıldım. 3 hafta sonra ona aşık oldugumu hissettim ve tekrar çıkmak ıstedığımızı anladık tekrar cıktık. ama bu sefer sonu yıne belliydı ona aşıktım ama bılgısayar yuzunden aılemle buyuk tartısma yasadım ayrıldık çünkü bılgısayarımı elimden aldılar. 2 hafta bılgısayardan uzak durdum. sonra af cıktı ve ben yıne cok sevdıgım bılgısarayın basındaydım
onunla cıkmıyorduk hala. beni onlıne gorunce slm yazmıordu artık sonra bende konusmayı bıraktım ona aşıktım ama engelleyip sildim. ( unuturum dıye ) ondan sonrada bilgısayarı elimden aldılar 4 ay yok tu artık.onu dusünüyordum benı sevdiğinden adım gibi emindim ama sanaldı işte lanet olsun ki sanaldı. onunla bulusmamız imkansızdı yani daha 16 yasındayım ve ekrafımda sürekli tanıdıgım insanlar var nere gitsem bir tanıdık goruyorum onunla bulustugum öğrenılirse ciddi kotu seyler olacaktı. ben ondan ayrılınca arkadaslarım sevindı nedeninı bende bılmıorm ama sevınmıslerdı sonra ısrarlarıma dayanamayıp bılgısayarı gerı verdıler arkadasıma benı cok ozledıgını soylemıs oda bana soyledı bende; bende onu ozledm dedım ve benım adresımı efeye vermıs ekledım ve konusmaya devam ettım ve sımdı yıne cıkıyoruz ama sanal ![]()
sanal olması benım ıcın hıc bısı ıfade etmıyor artık nede olsa asık oldum. ama sımdı de soyle bır sorunum var okulumda ara karne veriliyor benim 2 ay da bir defa. ailem telefonumuda aldı bılgisayarımıda alıyor okulların acıldıgı gün bılgısayarımı ofisine götürcekmiş babam yani 2 ay kadar bı zaman sonra gelen ara karnede notlarım cok ıyı olursa babam bılgısayarımı ve telefonumu gerı verecek.( hoşş ben pek inandığımı söyeleymiycem ama neyse ) ama zaten benim notlarım iyi idi. bunu ona söylediğimde ben seni bekleyeceğim dedı bende ona bende seni dedim çok üzgündük. bügün internetde ki son günüm bidaha efe de yok hikayede sohbette
yani ben suan kendimi soyutlamıs durumdayım kim ne yaparsa yapsın umrumda degil sürekli onu düsünüyorum ama sanal oldugu içın yok artık 2 ay yok bana ev adresini ver hergün gelirim seni görmeye diyo zaten oturdugumuz mevkii biraz uzak birbirıne ve o adresımı bilse her gün gelir. ki geldıgını gorunce aılem benı burdan da uzaklara goturur artık kendı paramla almak zorunda kalırım bılgisayarı. onunla çıktığımı sadece benimle aynı yaşta olan kuzenlerim biliyor başka kimsenin haberi yok ve şuan ikımizde 16 yasındayız. ben yorumlarınızı bekliyorum simdı siz bana bılgısayardan uzak durcaksın nasıl okuyacaksın bızım yorumlarımızı dıyceksınız ama ben bulurum. bılgısayar benim hayatım beni bılgısayara efe bağlamıyor ıçimde onunla ugrasacak bır istek var efeyı sevdiğim kadar bilgisyarı da seviyorum yaa lütfen yorumlarınızı mailme yazın rica ediorum çok ihtiyacım var ne yapmam gerektiğı hakkında hiçbir fikrim yok. ve ailem bilgisyarı benden aldıgı ıçin sanki düğün yapacak o kadar mutlular ki anlatamam nedenini bilmiyorum ama böyle iştteee. ![]()
yaşayacağım en acı aşk olsa gerek ya ailem onunla çıktığımı bilse de ayrılmam için böyle bişi denese imkansız çünki bilmiyorlar ben geride iz bırakmayan cinstenim. kuzenlerim ( 3 tane ) çıkmamı istiyorlar. arkadaşlarım istemiyorlar. ben ise onu seviyorum. Allah kısmat ederse 2 ay sonra
hikayemin sonucunu yazarım. ama yorum yapın lütfen…
Ucunda ateşler yaktım gecenin
Yüzümü daha iyi seçeyim diye
Ve içimde seni yaktım
Senden daha kolay geçeyim diye
Lâkin kül olan ben oldum…
…
Anlamı yoktu bu sessizliğin
Alfabeside yoktu söylenen kelimelerin
Bugün,bugün çok zordu benim için
İlk defa bugün kuşları uçurdum sensizliğe
Ardından baktım
Elinden şekeri alınmış çocuklar gibi kaldım
Anlam veremedi gökyüzü hâlime
Ve anlam veremedi
Kucağında uçan kuşların
Şimdi kanatlarının birinin niye olmadığına…
Bugün resmini indirdim duvardan
Yokluğuna sarıldım,oda vefasız
İnce bir damla indi belki kalbime belki kalbine
Bakma arkana şimdi
Düşünme benide
Ben ne yolcular uğurladım vedasız!…
Düştüğün notlarını düştüm hayatımdan
Peşine düşen düşlerime çelme taktım
Yastık altındaki hayâllerimi parçaladım
Geceyi araladım sabaha dair…
Sabahı kapattım gecenin ardında…
Kendimi senden ayıkladım
Kayboldum
Kendimi bulamadım
Hüzün şehirleri kurdum yürek devletimde
Her şehre ayak izlerini serptim
Her kar yağışında seni seyrettim
Tıpkı karın toprakta eriyişi gibi
Eridin…
Eridin…
Anılarımızı yaktım sobada
Isıtamadığın yüreğimi ısıtmak için
Göz yağmurlarına saldım kendimi
Islanamadığım gözlerinde son bir hatıra için
Bir zamanlar vuslatken biz bize
Şimdi İstanbul ayaklarımın altında
Senden kaçmak için…
Her sözün hasret şimdi bana
Her bakışın hasret…
Bir kaçış belkide bir varış çözüm bana
Bu aşkda özüm sana
Közüm bana…
Ardına bir gül bıraktım
Eğer dönersen diye…
Bir umut işte bendeki,
Biriktirdiğim ve yaşadığım umut…
Unuttum sandığımda bile yaşadım seni
Bir umudum kaldı şimdi bir ben
“Şairim” derdin ya hep
Gittin gideli kendime şair demedim ben…
…
Ucunda ateşler yaktım gecenin
Yüzümü daha iyi seçeyim diye
Ve içimde seni yaktım
Senden daha kolay geçeyim diye
Lâkin kül olan ben oldum…
Özbenliğimiz kendimiz olamadığımızda bu durumu bize farkettirmek için her türlü deneyimi yaşatırSaat çalmaya başladığında sabahın 7.00`siydi. Eliyle saatin zilini kapatmak üzere uzandı, öylesine isteksizdiki uyanmak için; dokunuşuyla saat yere savruldu. Başını yastığın altına soktu, hiç kalkmak istemiyordu.
Saatin çalışıyla birlikte düşüncelerde zihninde uyanış içerisindeydi ve herbiri kendisini ifade eden duygularıda çağırmaya başlamıştı. Unutmak istediği herşey uyanmaya başlamıştı. Aniden bir acı hissetti yüreğinde, midesi bulandı ve bu onun uyanmasına yetmişti. Doğruldu yatağın içinde ve başını ellerinin arasına alarak derin bir soluk aldı. Yeni bir gün başlamıştı ve hatırladığı ilk şey onun artık hayatında olmadığı, onu kaybettiği gerçeği idi. Tutkunun özlemini hissetti yeniden, onu kaybetmek istemiyordu… Ama nasıl?
İlerleyen zamana baktı, hazırlanmalıydı, çalışması gerekiyordu hiç istemesede! İstediği tek bir şey vardı, “O”… Banyoya girdi, duşu açtı, suyu tüm bedeninde hissetmeye başladı. Zihni yine onunla dolmaya başladığında suyu daha da soğuttu. Yok yok ondan kurtulmalıydı, iyiki bitmişti, bir anda tüm hayatının onunla yada onsuz mahvolduğunu hissetti… Buz gibi suyun altında kendine gelmeye çalıştı. Onun daha fazla zihninde kalmasına izin vermemeli, zihnini boşaltmalı ve yeni güne başlamalıydı her şeye rağmen…
Yola koyulduğunda saat 8.00`di. Oldukça yoğun trafiğin içinde yalnız ama zihniyle sohbetteydi. Onun hayali geldi gözlerinin önüne, içindeki arzu yeniden uyandı. Onu yeniden görmek istediğini bir kez daha farketti. Radyoyu açtı, çalan şarkı sanki özellikle seçilmişti, ayrılık acısını anlatmaktaydı şarkının sözleri. Midesine kramp girdi… İçinde cılız bir ses sormaktaydı “Bu acıyı daha ne kadar çekeceksin?” duymamazlığa geldi. Acı da olsa bu duyguları yaşamak güzeldi, adeta onu besliyordu…
Masasının başına geldiğinde yaklaşık 1,5 saat süren yolculuğunun nasıl geçtiğini farkında bile değildi. Aracının içinde otomatik bir robottan farkı yoktu. Herşey zihninde olup bitmekteydi, kendisi, çevresi, insanlar her şey yok gibiydi. Zihninin içinde yaşıyordu sadece. 10.30`da toplantısı vardı ona hazırlanmalıydı. Ama önce posta kutusunu kontrol etmek istedi. Tek görmek istediği ondan bir mesajdı. Her şeye rağmen! Kimbilir, belki… Ümit dolu düşünceler içinde mesajlara göz gezdirdi.. Henüz bir şey yoktu, ama gelebilir diyordu zihni…
Toplantı, öğle yemeği derken gün geçmişti. Bu süreç içinde onu düşünmeye vakti olamamıştı. Şimdi kendisini daha iyi hissediyordu. O zihninde değilken daha iyiydi. Hatta oldukçada keyifli geçmişti günü. Bu keyfi sürdürmeye karar vererek bir dostunu aradı. Birlikte birşeyler yiyerek laflayacaklardı. Aksi halde zihni onu yine ona mahkum edecekti. Nasılsa yine o girdaba yeniden girmeyi istemedi. Mantıklı yanı bu ilişkiyi hiç onaylamamaktaydı. Başlangıçta onca yıllık yaş farkını bir türlü kabul edemiyordu akıllı yanı ama ilişkinin devamında bunu hiç hissedemez olmuştu taki bu ona bir ihanetle hatırlatılana kadar. Evet bu ayrılık bir ihanetin sonucuydu kabul etmek istesede istemesede.
Yine aklı bulanmıştı. Gerçeklerle yüzleşmek enerjisini daha da düşürüyordu. En iyisi yine düşünmemekti, başarabildiğinde kendini daha iyi hissedebiliyordu hiç değilse. Gücünü yeniden toplayabilmesi için buna ihtiyacı vardı. Arkadaşıyla buluşmuşlar, ordan burdan laflamışlardı ama konu ona gelmişti. O anlattı arkadaşı dinledi, ondan başka bir şey konuşmanın anlamı yok gibiydi. Gece sonlanmış ve gene yatağında kendiyle başbaşaydı. İçindeki cılız ses biraz daha güçlü sorgularcasına çıkıyordu. “Neden yaşanmıştı tüm bunlar?”
Coşku ve sevgi dolu bir çocukluk dönemi geçirmişti. Ergenliğe adım attığı yıllarda okuduğu kitaplar, dinlediği müzik, özgürlük anlayışı, yaşama bakışı farklıydı diğer insanlardan. Çılgınlık onun için sıradandı. Keyifliydi o yıllar. Gençlik yıllarında aile içinde beklenmedik olaylar sonucunda kendisini aile bireylerinin sorumluluğunu taşıyan ve yaşamı kontrol eden bir kimlikte buldu. Hayallerini zihninde bilinmeyen bir zamana ertelenmişti ve orada kalmışlardı. Yaşamı yeni şartlarının gereği biçimlendi. Yani başkalarının çizdiği resmin içindeydi ve o aslında onun resmi değildi. Sorumlulukları gereği yıllarca başkalarını mutlu etmek adına bu resmin içinde varlık göstermeye devam etti. Birde bunları kendi mükemmelliyetçi yapısı destekledi. Meli- malılarla, kuralların içine sıkışıp kaldı yıllardır. Olgunluk çağlarında artık o resmin kendisine ait olmadığını farketmişti, çıkış bulmak arzusuyla bir arayışa girmiştiki çok geçmeden ona rastladı ve onu ilk gördüğünde kendi resmini yapmaya karar verdi farkında olmadan. Ama zaman zihninde bıraktığı yerde değildi ve yaptığı resimde şimdiki zamanına uymuyordu. Birbirlerine duydukları aşkın etkisi ile bir müddet ilişkileri mükemmel bir şekilde devam etti ama o kadardı işte. Zamanla da alev söndü, ilişki bitti. İçindeki cılız ses biraz daha güçlenmiş olarak bir soru daha yöneltti . Şimdi ne yapacaksın?
Mehtaplı bir gecede mehtabı izlerken derin bir nefes aldı, artık biten ilişkinin ardından gidemezdi. Yeni resmin de kendisine ait olmadığını biliyordu. Oysaki o mehtabın denize vuran yakamozlarının içinde özgür olmak, bir balık gibi kaybolmak istiyordu. Yaşananlar, herşeye rağmen çok güzeldi, onu zenginleştirmişti, aşkı yeniden yaşatmış, var olduğunu hissettirmişti ona acı içinde de olsa. Artık kendine yepyeni bir resim yapma zamanı geldiğini anladı. Bu kez içindeki o minik sesi, kendi özbenliğinin sesini dinleyecek, dengeler içinde gençliğini bıraktığı yerden yeniden yaşatacaktı. Bu deneyim ona farkında olmadan çok şey öğretmişti. Hiç bir şey coşku dolu bir hayatı yaşamak için geç değildi.
Özbenliğimiz kendimiz olamadığımızda bu durumu bize farkettirmek için her türlü deneyimi bize yaşatır. Yaşamda başımıza gelen herşey aslında ihtiyacımız olduğu için gelmektedir. Yaşanan her deneyimde amaç farkındalıklarımızın artmasıdır. Her deneyim bir ders içerir ve biz öğreneceklerimizi farkedene kadar da bazen aynı deneyim yıllarca başımıza gelmeye devam eder durur. Yaşanan tüm deneyimleri haklı, haksız, iyi, kötü, doğru, yanlış diye değerlendirirsek olayların içine sıkışır kalırız. Esas amacımız yaşadığımız deneyimlere dışardan bakarak olanı görebilmektir. Direnç göstermeden olanı olduğu gibi kabul edebilmektir.
gözLerinDe nemLenmeler başLar…ufak ufak süzülüR damLaLar..
üZüLürsün,ağLarsın,yaLvarırsın,gurursuz, Hatta yüzsüz oLursun..
seni istemiyoRum DeR..
sen onu seni istediği için söyLEdiğini SanaRsın..
ne oLursa oLsun; kötüleyemezsin Onu..
yanLış davranışLarını biLe iyiye Yorarsın…
yaRamaz bu kız sana deRLer; diyenLerLE kötü oLursun..
bakaRsın görEmezsin; öyLe an olurki gözLerine peRdeLer çekiLir…
görürsün görMezlikTen gelirsin..içinDe bir şüphe vaRdır..
seviyoRmu ? bu düşünCeye giRdiğin an bitmişsindir zatenn..
sen bir sürgünsündür…
ağLarsın; ağlamanın ayıp oldugunu söyLerLEr.. onLarlada kötü olursun
Kaçarsın…heRkesten,sevenden,sevmeyenDen;
kazandıM deRsin.fakat inanmazsın keNdine
çünkü kaybettiğinin faRkınDasındır..
bütün oLumsuzLukLar seni buLur o DevRede
AğLarsın,aĞlarsın,ağLarsın
kimSeler oLmaz çevRende..
guRur yapıyorsun sanaRlaR…
ailenDen uaklaşırsın. RaKı şişeLerinDe. araRsın kendini
oRada hiç olmadığını biLdiğin HaLde..
o zamanDa aciz oLursun..
kendini buLmaya çalışırsın..
ve
ağLarsın
ağLarsın
ağLarsın…
çevRendekiLer zaman Der..
inanmazsın.
kaÇarsın..kenDinDen benLiğinDen olMuşsundur..
bu Sen değilsindiR.. ve bunun faRkınDasındıR..
sanKi geri dönüşün oLmadığını SanaRsın..
bütün yoLLar kapalıdır.. heRkes zeVkin dorukLArınDayken.
sen hep aĞlarsın..beceremezsende
asLında insanın en güzeL halinin ağLayanDan nefret ettiğin haldE
ağLayan insan olduğunu düşünüRsün..
çünkü baŞka şey rahatLatmaz seni..
soNra kenDini suçLamaya baŞlarsın..suÇlu olmadığını biLe biLE..yanlış kimde göre göre..
işte….
o zaman bitmişsinDir Kardeş
ağLamakta,içmekte boştuR artık
teK yoL varDır oda salak biR düşüNCeden ibareT OLan Ölümdür.
bitmişsindir,ölmüşsündür,hasTasınDır
aRtık o kadar acizsindirki..kiMse tarafından takılmıyosun. ve bunun faRkındasındıR..
günLer geçer..
haftaLar geçeR..
ve biRde bakmışsındır Ki..
uğruna o Kadar üzüldüğün,ağLadığın,içtiğin
başkasındıR artık
kavGa etmek istersin..sonuçTa bişyt kazanamayacağını bildiğin için giremezsin.
ve sonra ayLar geçeR..
unutuRsun..
soNra için içini yeR.
ben bunLarı kimin için yaptım Lan deRsin.
biR daha içerSin içeRsin içersin…
ve
kusARsın NeFretini..
ve kazandığını; anLarsın
herŞeyin bir tecrübe olduğunu söyLerLer..
o sözLe kendini avutursun..
Kurtuldum DeRsin.
küfürLer yağdırıRsın Kaşarmış Dersin..kenDine yakışmadığını biLe biLe
ama demek zorundasındıR.
ve NeFret baŞlar..
ve geçmez dediğin yapamam ölürüm dediğin günLer, gEriDe kalmıştır….
ve bir SayfaDa böyLe kapanmıştıR..
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya
çıldırasıya…
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl,
kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
yüzde hudutsuz kere yüz…
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
Ve ben artık
biliyorum:
Toprağın -
yüzü güneşli bir ana gibi -
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olan parmaklarına
başımı kurtarmam kabil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak..
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak…
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere…
Kapandı bir pencere…
AYRILDILAR
Biliyorum konuşacak birşeyimiz kalmadı, paylaşacak hiç bir şeyimiz yok.
Yine de yüreğimden gücümün yettiği yere kadar sana sesleniyorum,
seninle konuşuyorum… Bugün sana olan kırgınlığımı rafa kaldırdım,
sevgimi aldım avuçlarımın arasına, ona sığınıyorum… Cümlelerimi kısalttım,
kelimelerim buruk, gülüşlerim istenmeyen dudaklarımda…
Bir ihtimal gelişine sığındığımı farkettiysem de, engel olamadım gurursuz
ama umutlu hasretine… Bugün gönlümü hoş tutmak istiyorum,
imkansız olan her rüyaya inanasım geliyor… Bir çocuk gibi
isteklerimi bastıramıyorum… Çalmayan telefonuma elim gidiyor,
sana halen bende olduğunu ısrarla yazmaya çalışıyorum… Bende olan seni,
hiç kırmadım, değiştirmedim ve hep korudum desem de, sendeki benin
nasıl olduğunu, gülüp gülmediğini anlamsız bir sıkıntıyla merak ediyorum…
İçimdeki güzelliğine inanıp inanmamanı artık umursamıyorum!
Üşüyorum, bu üşüme yalnızlığımdan geliyor ve sarıyor her tarafımı…
Tutunabileceğim hiçbir güzellik yok, hatırlamaktan usanmayacağım
anılarım dışında… Isınabilmek için onlara sarılıyorum…
Anlamsız ve cevapsız sorular hıhzırca sırıtıyor, ben görmemeye
çalışıyorum… Düşler uzak gibi görünüyordu ama yakındı…
Belki de görmeyi istemek gerekiyordu… Gözlerini aç desem kapatacaksın
ama kapatma gözlerini! Kendime bir demet papatya aldım ama bakmadım
falıma… Gözlerimi gelişlere verdim, gözlerimdeki hüzün bile seni özlemiş
itiraf etti sonunda… Düşüncelerim gururlu, hayallerim ve sevdam değil…
Gelseydin, kendimi unutup sana koşacaktım, susturacaktım içimdeki isyanı,
kavgaların ortasında bir güneş gibi doğup ısıtacaktım yüreğini,
sevinçten ağlayacaktım bu defa, mutluyken hemen sarhoş olmuşum gibi,
dokunacaktım, sarılacaktım. Ama gelmedin, gelemezdin belki de gelmeye de
hiç niyetin yoktu aslında… Kendimi kandırdığımı anladığımda ağlıyordum…
Sabah uyandığımda midemde bir yanma hissettim. Yanmanın nedeni akşam yediklerim değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarımın aklıma gelmesiydi.
Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığım bir birlikteliği bitirecektim, aslında bunda geç bile kalmıştım. Bitmeli dedim içimden her gün; bu tatsız uyanış bitmeli… İçimde bir muhakeme başlamıştı, kendi kendime söyleniyordum:
“Ona da haksızlık etmek istemiyorum belki hatalı olan benim…. Bulunmaz Hint kumaşı değilim ya, görünüş olarak, hımmm, yakışıklı çocuk denilecek biri hiç değilim…. Ama yaptım, çok çalıştım bitmesin diye, kendimle, mantığımla çok kavga ettim, olmadı….”
Ben bunları düşünürken suratım şekilden şekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktım. Bugüne kadar hiç bekletmemiştim onu, şimdi de bekletmemeliydim. Eskişehir soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. gökyüzüne bakarak iç geçirdim : “bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor onlar bile ağlıyor halimize.”
Birkaç saatlik yolculuktan sonra ulaştım. Her zamanki gibi yine ilk kendim gelmiştim buluşma yerine. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşımın geldiğini gördüm, şimdi midemdeki ağrı daha da artmıştı. Karşılama faslından sonra Çarşı’ya gitme kararı aldık, yolculuk sırasında hiç konuşmadık; Ben ise güneşin yokluğunda grileşen havaya bakıyordum. Sevgilim ise, benim bu durgunluğuna anlam verememişti, öyle ya nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarını çaldığını.
“Üşüdüm” diye seslendi bana birden. Bu, yolculuk boyunca edilen tek laf olmuştu. Çarşı’ya geldiğimizde bir cafe ye oturduk, Sevgilim anlamıştı kendisine bir şey söylemek istediğimi…
- “Bana bir şey mi söylemek istiyorsun” dedi, benim gözlerine bakarak. Ben ise o kadar üzgün ve gözlerimi kaçırarak
- “Evet” şeklinde başımı salladım. Sevgilim dahada heycanlanmıştı bi o kadarda sinirlenmişti bana..
- “Söyle öyleyse ne diye bekliyorsun.” dedi bana sinirli bir sesle..
- “Sence biz nereye kadar gideceğiz, daha doğrusu biz iyi bir ikiliyiz”
- “Bunları sorma gereğini neden duydun.”
- “Bak canım bundan birkaç ay önce akşam saat 11:00 civarıydı sanırım, hatırladın mı?”
- “Evet hatırladım”
- “O akşam seni düşünüyordum, diğer akşamlarda olduğu gibi, senin için bir şiir yazmıştım. Onu o an sana okumak istemiştim, sana telefon açtığımda şiirimi bile dinlemeden “şimdi sırası mı canım ya, senin de işin gücün yok mu ?” demiştin bana. Biliyor musun o an bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düşen bir boksör gibi olmuştum. Sessiz kalıp özür dileyerek telefonu kapatmıştım. Daha sonra bu şiiri benden hiç istememiştin. Ve bunun gibi bir çok defa tartışmamız oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meral’in bana “sen şanslısın, Nalan sana bakar” sözüne karşılık sinirli bir edayla “aaaa, bana ne, işim yok da sana bakacağım, annen baksın.” demiştin bunu da hatırladın mı?” Sevgilim bana “evet” dedikten sonra şaşkın şaşkın
- “Evet ama bunları neden hatırlatıyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kişiliğim böyle, duygusallığı sevmiyorum . Ve hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez.” Biraz komiğime gitti ve güldüm..
- “Evet canım, bak burada haklısın, sen zaten olmak istesen bile bu kalbi taşıdığın müddetçe hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın.” Biraz sinirlenerek devam ettim “bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin, hiç, hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanları mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, akşam, gece, yani seni andığım her saat tatlı sözcük mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben ak ile kara gibiyiz” Sevgilim anlamıştı yada ben öyle hissediyorum..
- “Yani ne istiyorsun, benden şair olmamı mı?” Gülümsedim ve bu kararımın ne kadar doğru olduğunu yeniden düşündüm..
- “Hayır dedi şair olmanı istemiyorum zaten olamazsın da; yalnız biz ayrılmalıyız, ayrılırsak ikimiz içinde en hayırlısı bu olacak.” Sevgilim şaşırdı ve birazda hüzünlü bir sesle..
- “Neden ama, ben seni seviyorum, senin de beni sevdiğini sanıyordum.”
- “Hayır canım, sen esas beni sevdiğini sanıyorsun, eğer beni sevseydin şimdi burada başka şeyler konuşuyor olurduk.” Sevgilim ağlamaya başlamıştı, cebimden çıkardığım mendili ona uzattım ve sevgilim devam etti
- “Sen bilirsin, umarım beni başka biri için bırakmıyorsundur.”
- “Nasıl böyle bir şeyi düşünürsün, senden başka olmadı ve uzun süre de olacağını sanmıyorum.”
İki sevgili olarak oturduğumuz masada artık iki yabancıydık.. Bir kaç dakika sessizlik hakim oldu ve ilk atağı ben yaptım..
- “Kalkalım istersen”
- “Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin.
- “Tamam, o zaman sana mutluluklar dilerim” diyerek elini uzattı. Dedim ve elimi uzattım, sevgilimin adeta elleri titriyordu, hiç beklemediği birşeydi şüphesiz..
- “Arkadaş olarak beraberiz, ama sen istersen tabi”
- “Evet” anlamında başını salladı bana, ve son kez birbirimize sarıldık..
Ben uzaklaşırken, arkama bakmadım bile.. Tek diyebildiğim şey.. “Allah’ım” dedi “Allah’ım güç ver bana”.
bir kaç ay sonra yeniden aradım sevgilimi, eski sevgilimi..
“Merhaba nalan nasılsın?”
Karşıdan ağlamaklı bir ses ile;
“Ben nalan değil annesiyim evladım, nalan bu sabah intihar etti..”
icimde birden fırtınalar kopmaya başlamıştı, bir kaç ay önce terkettiğim sevgilim bu sabah intihar etmişti, ama nedendi? intiharın sebebi neydi?
Daha sonradan öğrendim ki, intihar sebebi benmisim.. ve simdi 3 yıl oldu hala unutamıyorum o anı.. hala..
gidiyorum iste, vakit ayrilik vakti sevgilim, son dedigimiz yere geldik iste. sana dair ne varsa yüregime yükledim, kalbimin en özel en güzel kösesine seni koydum ve gidiyorum. tüm güzellikleri, sevmeyi ve sevilmeleri, yesili, maviyi, kirmizilari sana birakiyorum. o gülen gözlerini, gülüsünü alip gidiyorum buralardan, hic dokunamadigim tenini, öpemedigim dudaklarini götürüyorum. hayati seninle sevmeye baslamistim ben, hersey seninle bir anlam kazandi, karanlik gecelerden korkmamayi seninle ögrendim ben.seni anlatamam, ne kendime ne de sana, kelimeler kifayetsiz , kelimeler sustu.
bir daha hic kimse acitamayacak icimi, ve hic kimse söndüremez icimdeki bu yangini. ben yasadikca alev alev yanacak, ve ben seni sevmekten hic ama hic vazgecmeyecegim. seni seviyorum ve hep sevecegim… icimde derin bir yarasin, belki kapanacak birgün kimbilir…ama izi ölene kadar kalacak. gidiyorum bitanem, seni sevmeye doyamadan, herseyi yarim birakip gidiyorum. oysa yasanacak ne güzel günler vardi hep hayal ettigimiz, beraber gülecek beraber aglayacakdik. simdi “sen” varsin “ben” varim sadece, “biz” diye birsey kalmadi. ne cabuk yasandi ve bitti hersey, nasil da tükettik herseyi böyle.
“seni seviyorum” diye haykirislarimi hic duymayacaksin artik, gittigim yerde seni bekleyecegim ama sen hic bilmeyeceksin, ben yine üzülüp aglayacagim kötü gününü paylasacgim seninle ama haberin bile olmayacak. sen beni unutmus olsanda acini acim bilecek, mutlu gününde senin icin senden daha cok sevinecegim, bildigim tüm dualari senin icin okuyacagim sevgilim…sen duymasanda.
biliyorum sensiz hep birseyler eksik olacak, bütün sarkilar seni hatirlatacak bana, bildigim bütün yollar sana cikacak, ve baktigim herkesde seni görecegim senden birseyler bulmaya calisip kendimi kandiracagim. firtinalar kopacak icimde, siginacak bir liman arayacagim, karanlik gecelerde kayip olup gidecegim birgün, sensizligin tam ortasinda bogulacagim ve son nefesimde bile cikartip resmini cebimben son defa öpmeden, son defa “seni seviyorum” demeden ölmeyecegim. gidiyorum sevgilim…hayatta hersey gönlünce olsun, tüm güzellikler senin olsun…mutlu olman ve unutulmamak dilegiyle…hoscakal asklarin en güzeli.
Bugünlerde zihnimde dönüp dolaşan, ruhumda esip geçen tek bir şey var: ayrılık… Ben küçükken bir arkadaşım “Her güzel şeyin bir sonu vardır” demişti, o an ona çok kızmıştım ama yüreğime oturmıştu bu söz. Ayrılık korkusu sanırım o gün ilk defa ruhuma yerleşmeye başladı. Hayatıma değer verdiğim dostlar girdikçe de hissettirmeden kök salmaya başladı bu korku ama bilirsiniz korkunun ecele faydası yoktur. Ben de herkes gibi kaç dosttan ayrı düştüm, unutuldum, ayrıldım… Zaman dediler… İlaçtır her yaraya hele ki ayrılığa… İnanmaktan başka çarem yoktu ama gördüm ki ayrıldığımız insanlar aslında hiç unutulmuyor. Kendinizi günlük hayatın koşturmacasına verseniz de gece yatağınıza yattığınızda onlar geliyor aklınıza. Kapattığınızda gözlerinizi yine onların simaları geliyor gözünüzün önüne. Ayrılığın ilacı yok. Yalnızlığın da ilacı yok… Zaman sadece acıların şiddetini azaltıyor o kadar…
Ortaokuldayken Çalıkuşu’nu okurken ayrılıkla ilgili Reşat Nuri’nin bir benzetmesi vardı, çok hoşuma gider bu benzetme hala hatırlıyorum. Der ki Reşat Nuri, insanlar arasında görünmeyen ince bağlar vardır, birbirlerinden uzaklaştıkça bu bağlar gerilir ve canlarını yakar.
Hayatıma giren değerli dostlarımdan biri daha gidiyor, ayrılıyor benden… Bir parçamı da alıp götürecek… Her giden giderken bir parçamı da alıp götürüyor ve onlar uzaklaştıkça canım daha çok acıyor. Her giden bir parçamı götürürse bana ne kalır geriye? Candan Erçetin’in bir şarkısı geldi aklıma:
“Parçalandım
Ve her bir parçam ayrı yere bıraktım…” diye devam eden şarkısı…Ben artık parçalanmak istemiyorum. Bulduklarımı kaybetmek istemiyorum. Sonunda ayrılık varsa aşkı bile istemiyorum.
Özlem, ayrılık, unutulmak, yalnızlık…..
Ben deliyimdir,
Bazen olur olmaz haykırırım neden böyle diye.
Neden yarabbim, neden ayrılık var diye,
Her haykırışım boş, fakat döndürsede beni deliye,
Gitmek zorunda kaldım bi elveda diyemeden sevgiliye..
Anlamıştım bizim gemimiz yüzecek kadar büyük değilmiş,
Ve bizim filmimiz izlenecek kadar güzel değilmiş.
Kazınan her ağaçtan baş harflerimiz silinmiş,
İstersek ölelim, gene de mutluluk hakkımız değilmiş.
Öyle lanet bir durum ki ayrılık kimse anlamıyor halinden,
Ateş düştüğü yeri yakıyor, üzülmüşsün ki zaten belli mecalinden,
Ağlama, kıyamam ki gitmek zorunda kalmasam hayalinden,
Tek dileğim bir tanem sıcaklığım gitmesin ellerinden..
Bana sormayı düşünme yeniden sevebilir misin birini,
Yeniden sevebilmek için unutmak gerekir eskisini,
En fazla unutur gibi yaparım sadece eskisi gibi özlemem seni,
Ama yine de sokamam hayatıma senden iyisini..
Ayrıldık işte, ne yaparsın gerisi sana kalmış,
Benim yaşantım şu an itibariyle noktalanmış,
Ruh borcum var Allah’a da kalbimde sanaymış,
Sevmek ödül değil aksine berbat bir cezaymış,
Ve ellerini bırakırken öldürücü an yok mu,
Dudaklarından kulağıma fısıldanan ezgi;
Meğerse kuru kuru bi elvedaymış !!!