Ayrılık..

Sabah uyandığımda midemde bir yanma hissettim. Yanmanın nedeni akşam yediklerim değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarımın aklıma gelmesiydi.

Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığım bir birlikteliği bitirecektim, aslında bunda geç bile kalmıştım. Bitmeli dedim içimden her gün; bu tatsız uyanış bitmeli… İçimde bir muhakeme başlamıştı, kendi kendime söyleniyordum:

“Ona da haksızlık etmek istemiyorum belki hatalı olan benim…. Bulunmaz Hint kumaşı değilim ya, görünüş olarak, hımmm, yakışıklı çocuk denilecek biri hiç değilim…. Ama yaptım, çok çalıştım bitmesin diye, kendimle, mantığımla çok kavga ettim, olmadı….”

Ben bunları düşünürken suratım şekilden şekile giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktım. Bugüne kadar hiç bekletmemiştim onu, şimdi de bekletmemeliydim. Eskişehir soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. gökyüzüne bakarak iç geçirdim : “bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor onlar bile ağlıyor halimize.”

Birkaç saatlik yolculuktan sonra ulaştım. Her zamanki gibi yine ilk kendim gelmiştim buluşma yerine. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşımın geldiğini gördüm, şimdi midemdeki ağrı daha da artmıştı. Karşılama faslından sonra Çarşı’ya gitme kararı aldık, yolculuk sırasında hiç konuşmadık; Ben ise güneşin yokluğunda grileşen havaya bakıyordum. Sevgilim ise, benim bu durgunluğuna anlam verememişti, öyle ya nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarını çaldığını.

“Üşüdüm” diye seslendi bana birden. Bu, yolculuk boyunca edilen tek laf olmuştu. Çarşı’ya geldiğimizde bir cafe ye oturduk, Sevgilim anlamıştı kendisine bir şey söylemek istediğimi…

- “Bana bir şey mi söylemek istiyorsun” dedi, benim gözlerine bakarak. Ben ise o kadar üzgün ve gözlerimi kaçırarak

- “Evet” şeklinde başımı salladım. Sevgilim dahada heycanlanmıştı bi o kadarda sinirlenmişti bana..

- “Söyle öyleyse ne diye bekliyorsun.” dedi bana sinirli bir sesle..

- “Sence biz nereye kadar gideceğiz, daha doğrusu biz iyi bir ikiliyiz”

- “Bunları sorma gereğini neden duydun.”

- “Bak canım bundan birkaç ay önce akşam saat 11:00 civarıydı sanırım, hatırladın mı?”

- “Evet hatırladım”

- “O akşam seni düşünüyordum, diğer akşamlarda olduğu gibi, senin için bir şiir yazmıştım. Onu o an sana okumak istemiştim, sana telefon açtığımda şiirimi bile dinlemeden “şimdi sırası mı canım ya, senin de işin gücün yok mu ?” demiştin bana. Biliyor musun o an bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düşen bir boksör gibi olmuştum. Sessiz kalıp özür dileyerek telefonu kapatmıştım. Daha sonra bu şiiri benden hiç istememiştin. Ve bunun gibi bir çok defa tartışmamız oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düştüğümde arkadaşlarımla birlikte sen de gelmiş, Meral’in bana “sen şanslısın, Nalan sana bakar” sözüne karşılık sinirli bir edayla “aaaa, bana ne, işim yok da sana bakacağım, annen baksın.” demiştin bunu da hatırladın mı?” Sevgilim bana “evet” dedikten sonra şaşkın şaşkın

- “Evet ama bunları neden hatırlatıyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kişiliğim böyle, duygusallığı sevmiyorum . Ve hasta bakıcı gibi göründüğümü de kimse söyleyemez.” Biraz komiğime gitti ve güldüm..

- “Evet canım, bak burada haklısın, sen zaten olmak istesen bile bu kalbi taşıdığın müddetçe hasta bakıcı, hemşire falan olamazsın.” Biraz sinirlenerek devam ettim “bana şimdiye kadar kaç kere sabahın erken saatlerinde güzel sözcüklerden oluşan bir mesaj çektin, hiç, hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusallığı sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanları mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanları mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanıdığımdan beri her sabah, akşam, gece, yani seni andığım her saat tatlı sözcük mesajım vardı senin için biliyor musun? Seninle ben ak ile kara gibiyiz” Sevgilim anlamıştı yada ben öyle hissediyorum..

- “Yani ne istiyorsun, benden şair olmamı mı?” Gülümsedim ve bu kararımın ne kadar doğru olduğunu yeniden düşündüm..

- “Hayır dedi şair olmanı istemiyorum zaten olamazsın da; yalnız biz ayrılmalıyız, ayrılırsak ikimiz içinde en hayırlısı bu olacak.” Sevgilim şaşırdı ve birazda hüzünlü bir sesle..

- “Neden ama, ben seni seviyorum, senin de beni sevdiğini sanıyordum.”

- “Hayır canım, sen esas beni sevdiğini sanıyorsun, eğer beni sevseydin şimdi burada başka şeyler konuşuyor olurduk.” Sevgilim ağlamaya başlamıştı, cebimden çıkardığım mendili ona uzattım ve sevgilim devam etti

- “Sen bilirsin, umarım beni başka biri için bırakmıyorsundur.”

- “Nasıl böyle bir şeyi düşünürsün, senden başka olmadı ve uzun süre de olacağını sanmıyorum.”

İki sevgili olarak oturduğumuz masada artık iki yabancıydık.. Bir kaç dakika sessizlik hakim oldu ve ilk atağı ben yaptım..

- “Kalkalım istersen”

- “Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin.

- “Tamam, o zaman sana mutluluklar dilerim” diyerek elini uzattı. Dedim ve elimi uzattım, sevgilimin adeta elleri titriyordu, hiç beklemediği birşeydi şüphesiz..

- “Arkadaş olarak beraberiz, ama sen istersen tabi”


- “Evet” anlamında başını salladı bana, ve son kez birbirimize sarıldık..

Ben uzaklaşırken, arkama bakmadım bile.. Tek diyebildiğim şey.. “Allah’ım” dedi “Allah’ım güç ver bana”.

bir kaç ay sonra yeniden aradım sevgilimi, eski sevgilimi..

“Merhaba nalan nasılsın?”

Karşıdan ağlamaklı bir ses ile;

“Ben nalan değil annesiyim evladım, nalan bu sabah intihar etti..”

icimde birden fırtınalar kopmaya başlamıştı, bir kaç ay önce terkettiğim sevgilim bu sabah intihar etmişti, ama nedendi? intiharın sebebi neydi?
Daha sonradan öğrendim ki, intihar sebebi benmisim.. ve simdi 3 yıl oldu hala unutamıyorum o anı.. hala..

Yorum Birakiniz

Bilgi: Tum yorumlar editor onayindan gecmektedir, yorum girerken mail adresi yazmak yasaktir.