- Tan ağarmaya, gün ilk ışıklarını göndermeye başlarken üzerime, gülümseyen güneş olup doğmalısın günüme ve yaşamalıyım tüm günü gönlümce seninle..
- Yüzümü paklayan su kadar aziz, içtiğim demli bir bardak çay kadar sıcak, yediğim lokma kadar kutsal olmalısın.
- Bir sevda tohumu olmalısın, yüreğime ekmeliyim seni. Göz yaşlarım can suyu, sevgim güneş olmalı.. Kök salmalı, dallanıp budaklanmalı, yeşile bürünüp canıma can katmalısın.
- Bir bahar günü yağan yağmur olmalısın, ıslattığın çimenlerin üzerinde yalınayak yürümeli, doyasıya hissetmeliyim seni… Sonra rengarenk bir gökkuşağı olmalısın. Her renge bin anlam katmalısın.
- Bir balıkçının mavi sulara attığı ağ olmalısın, sonunu bilerek atılmalıyım kucağına ve nasibim diye sarılmalısın bana..
- Bir volkan misali alev alev yakmalısın kavurmalısın içimi ve savurmalıyım sevdadan yana kalan son küllerimi.
- Bir uçurtma olmalısın, semada süzülen ve bir parçan olmalıyım seninle sevinip seninle üzülen…
- Çeyizim olmalısın, göz nuru dökülen motifler gibi, ilmek ilmek işlemeli, ipek bohçalara sarmalıyım seni.
- Sonra gece olmalısın , bir mahrem örtü gibi örtmelim üzerime seni, gözlerin yıldız misali parlayıp taçlandırmalı beni…
- Sadece özür dilemek istemiştim. Yapamadım saçma gururuma yenildim ama sessizce çekip gitmene de dayanamadım. Beni affet olur mu? Çok üzgünüm!
- Bu sms ile bir de öpücük yolluyorum sana özürlerimi kabul edip, beni affetmen için. O kadar değerlisin ki benim için, sensiz bir hayat düşünemiyorum.
- Sadece özür dilemek istemiştim ama yapamadım saçma gururuma yenildim ve beni terslemenden korktum, ama sessizce çekip gitmene de dayanamadım ve bu mesajı yolluyorum şimdi.. Beni affet olur mu? Çok üzgünüm. Geçmişte yaşadığımız tüm kırgınlıklar için özür diliyorum senden.
- Bilirsin affetmek gibi bir başka büyüklük yoktur.. Ben de bir hata yaptım ve affına sığınıyorum.. Affet lütfen beni…
- Biliyorum bugün seni istemeden kırdım ve sonra pişmanlıklar denizinde kulaç atıp durdum çaresizce… Biliyorum gözlerinden okudum kırgınlığını. Affet beni n.olur sevdiğim… Özürlerimi kabul et. Seni seviyorum!
- Olanlar için çok ama çok özür dilerim. Gerçekten öyle demek istememiştim ki ben… Affet, n.olur!
- Biliyorum bugün seni istemeden kırdım ve sonra pişmanlıklar denizinde kulaç atıp durdum çaresizce. Biliyorum bana ne kadar kızdığını, gözlerinden okudum kırgınlığını… Affet beni n.olur sevdiğim… Özür dilerim seni aramadığım için. Özür dilerim sensiz gitmek zorunda kaldığım için.. Özür dilerim yaptığım her yanlış için…
- Günlerdir özrümü kabul etmen için mesaj yolluyorum… Lütfen artık olumlu bir yanıt ver de içimdeki sıkıntıyı hafiflet! Tekrar yazıyorum. Özür dilerim tüm olanlar için… Gerçekten çok üzgünüm. Haydi artık daha fazla bekletme beni ve affet! İnan ki bir daha böyle şeyler yaşamayacağız.
- Biliyorum hata bende… Yaptığım affedilecek bir şey değil! Ama yine de yalvarıyorum sana n.olur beni affet…
- Yaptığım onca hatadan sonra senin yüzüne bakacak halim kalmadı. Lütfen bu mesajla birlikte gelen sevgimi kabul et ve beni affet…
- Benim icin çok anlamlısın öyle ki senin bendeki yerin bu satırları yazmama sebep. Kabul edilemeyecek bir şeydi belki yaptığım ama sen de biliyorsun ki her insan hata yapar. Senden beni affetmeni diliyorum. Kalbindeki yerimi yitirdiysem, beni affetmeni bekleyemem. Ama tekrar düşünmen için ağlayabilirim…
- Şey.. Nasıl söylesem? Kelime bulamıyorum.. Çok zor biliyorum… Söylemeliyim artık… Şey… Dinle bak. Ben çok üzgünüm olanlara. Yani özür dilerim.
- Senden özür dilemek için bana bir fırsat daha vermeni istesem ne dersin? Buluşmak ve konuşmak isteğimi söylesem bana bu şansı tanır mısın?
- Sanırım özür dilemek için çok geç kaldım ama yine de son kez şansımı denemek istiyorum: özür dilerim!
- Özür dilemenin bir asillik olduğunu düşünüyor ve bugün buluşmaya gelmediğim için özür diliyorum senden. İnan bana elimde olmayan nedenlerden dolayı gelemedim ve seni de arayamadım… Üzgünüm canım. Telafi edeceğime söz veriyorum!
- Beyaz bir güvercin yolluyorum sana bu mesajla birlikte. Bu bir barış mesajı! Tüm kırgınlıkları yok etsin ve sen özürlerimi kabul et diye.. Bu mesaj sana ne mi söylüyor? Dinle, diyor ki: “kırdım seni ama inan çok üzgünüm. Bugün için özür dilerim. İstediğim tek şey beni affetmen ve yine eski gibi olmamız. Seni seviyorum!”
- Bu sms ile bir de öpücük yolluyorum sana özürlerimi kabul edip, beni affetmen için… Sen o kadar değerlisin ki benim için, sensiz bir hayat düşünemiyorum sevgilim… Affet beni olur mu? Aşkım, her şeyim!
- Üzüntümü anlatacak kelime yok. Olanlar için gerçekten çok üzgünüm ve çok özür dilerim.
- Dostluk kolay kurulur ama devam ettirmek zordur. Bugün kırdım seni. Ama inan istemeden oldu. Bu nedenle senden çok, çok özür dilerim.
- Senden özür dilemek için bana bir fırsat daha vermeni istesem ne dersin? Bu mesajla buluşmak ve konuşmak isteğimi dile getirsem bana görüşme şansı verir misin? Umarım cevabın olumlu olur da beni çok mutlu edersin. Seni çok seviyorum her şeyden önce bunu bilmelisin!
- Sözlerinden belli, kırmışım seni bilmeden… Bir öpücük versem, sarılsam, özür dilesem affeder misin beni?
- Sağa dönüyorum olmuyor? Sola dönüyorum olmuyor… Yok nafile uyku tutmuyor… Çünkü aklım sende ve bugünkü kavgamızda? Bana kırgın olma istiyorum sevdiğim… Bu nedenle tüm kalbimle senden özür diliyorum! Aşkım, kalbim her şeyim sensin, birtanemsin? Bak uyku tutmuyor, haydi barışalım da güzel rüyalar görelim… Seni seviyorum…
- Günlerdir özrümü kabul etmen için mesaj yolluyorum… Lütfen, lütfen artık olumlu bir yanıt ver de içimdeki sıkıntıyı hafiflet? Tekrar yazıyorum.. Özür dilerim tüm olanlar için… Gerçekten çok üzgünüm? Sana olan aşkımdan kuşku duymamalısın, seni sevmiyor sana tapıyorum. N?olur beni affettiğini söyle?
gidiyorum iste, vakit ayrilik vakti sevgilim, son dedigimiz yere geldik iste. sana dair ne varsa yüregime yükledim, kalbimin en özel en güzel kösesine seni koydum ve gidiyorum. tüm güzellikleri, sevmeyi ve sevilmeleri, yesili, maviyi, kirmizilari sana birakiyorum. o gülen gözlerini, gülüsünü alip gidiyorum buralardan, hic dokunamadigim tenini, öpemedigim dudaklarini götürüyorum. hayati seninle sevmeye baslamistim ben, hersey seninle bir anlam kazandi, karanlik gecelerden korkmamayi seninle ögrendim ben.seni anlatamam, ne kendime ne de sana, kelimeler kifayetsiz , kelimeler sustu.
bir daha hic kimse acitamayacak icimi, ve hic kimse söndüremez icimdeki bu yangini. ben yasadikca alev alev yanacak, ve ben seni sevmekten hic ama hic vazgecmeyecegim. seni seviyorum ve hep sevecegim… icimde derin bir yarasin, belki kapanacak birgün kimbilir…ama izi ölene kadar kalacak. gidiyorum bitanem, seni sevmeye doyamadan, herseyi yarim birakip gidiyorum. oysa yasanacak ne güzel günler vardi hep hayal ettigimiz, beraber gülecek beraber aglayacakdik. simdi “sen” varsin “ben” varim sadece, “biz” diye birsey kalmadi. ne cabuk yasandi ve bitti hersey, nasil da tükettik herseyi böyle.
“seni seviyorum” diye haykirislarimi hic duymayacaksin artik, gittigim yerde seni bekleyecegim ama sen hic bilmeyeceksin, ben yine üzülüp aglayacagim kötü gününü paylasacgim seninle ama haberin bile olmayacak. sen beni unutmus olsanda acini acim bilecek, mutlu gününde senin icin senden daha cok sevinecegim, bildigim tüm dualari senin icin okuyacagim sevgilim…sen duymasanda.
biliyorum sensiz hep birseyler eksik olacak, bütün sarkilar seni hatirlatacak bana, bildigim bütün yollar sana cikacak, ve baktigim herkesde seni görecegim senden birseyler bulmaya calisip kendimi kandiracagim. firtinalar kopacak icimde, siginacak bir liman arayacagim, karanlik gecelerde kayip olup gidecegim birgün, sensizligin tam ortasinda bogulacagim ve son nefesimde bile cikartip resmini cebimben son defa öpmeden, son defa “seni seviyorum” demeden ölmeyecegim. gidiyorum sevgilim…hayatta hersey gönlünce olsun, tüm güzellikler senin olsun…mutlu olman ve unutulmamak dilegiyle…hoscakal asklarin en güzeli.
Bugünlerde zihnimde dönüp dolaşan, ruhumda esip geçen tek bir şey var: ayrılık… Ben küçükken bir arkadaşım “Her güzel şeyin bir sonu vardır” demişti, o an ona çok kızmıştım ama yüreğime oturmıştu bu söz. Ayrılık korkusu sanırım o gün ilk defa ruhuma yerleşmeye başladı. Hayatıma değer verdiğim dostlar girdikçe de hissettirmeden kök salmaya başladı bu korku ama bilirsiniz korkunun ecele faydası yoktur. Ben de herkes gibi kaç dosttan ayrı düştüm, unutuldum, ayrıldım… Zaman dediler… İlaçtır her yaraya hele ki ayrılığa… İnanmaktan başka çarem yoktu ama gördüm ki ayrıldığımız insanlar aslında hiç unutulmuyor. Kendinizi günlük hayatın koşturmacasına verseniz de gece yatağınıza yattığınızda onlar geliyor aklınıza. Kapattığınızda gözlerinizi yine onların simaları geliyor gözünüzün önüne. Ayrılığın ilacı yok. Yalnızlığın da ilacı yok… Zaman sadece acıların şiddetini azaltıyor o kadar…
Ortaokuldayken Çalıkuşu’nu okurken ayrılıkla ilgili Reşat Nuri’nin bir benzetmesi vardı, çok hoşuma gider bu benzetme hala hatırlıyorum. Der ki Reşat Nuri, insanlar arasında görünmeyen ince bağlar vardır, birbirlerinden uzaklaştıkça bu bağlar gerilir ve canlarını yakar.
Hayatıma giren değerli dostlarımdan biri daha gidiyor, ayrılıyor benden… Bir parçamı da alıp götürecek… Her giden giderken bir parçamı da alıp götürüyor ve onlar uzaklaştıkça canım daha çok acıyor. Her giden bir parçamı götürürse bana ne kalır geriye? Candan Erçetin’in bir şarkısı geldi aklıma:
“Parçalandım
Ve her bir parçam ayrı yere bıraktım…” diye devam eden şarkısı…Ben artık parçalanmak istemiyorum. Bulduklarımı kaybetmek istemiyorum. Sonunda ayrılık varsa aşkı bile istemiyorum.
Özlem, ayrılık, unutulmak, yalnızlık…..
Ben deliyimdir,
Bazen olur olmaz haykırırım neden böyle diye.
Neden yarabbim, neden ayrılık var diye,
Her haykırışım boş, fakat döndürsede beni deliye,
Gitmek zorunda kaldım bi elveda diyemeden sevgiliye..
Anlamıştım bizim gemimiz yüzecek kadar büyük değilmiş,
Ve bizim filmimiz izlenecek kadar güzel değilmiş.
Kazınan her ağaçtan baş harflerimiz silinmiş,
İstersek ölelim, gene de mutluluk hakkımız değilmiş.
Öyle lanet bir durum ki ayrılık kimse anlamıyor halinden,
Ateş düştüğü yeri yakıyor, üzülmüşsün ki zaten belli mecalinden,
Ağlama, kıyamam ki gitmek zorunda kalmasam hayalinden,
Tek dileğim bir tanem sıcaklığım gitmesin ellerinden..
Bana sormayı düşünme yeniden sevebilir misin birini,
Yeniden sevebilmek için unutmak gerekir eskisini,
En fazla unutur gibi yaparım sadece eskisi gibi özlemem seni,
Ama yine de sokamam hayatıma senden iyisini..
Ayrıldık işte, ne yaparsın gerisi sana kalmış,
Benim yaşantım şu an itibariyle noktalanmış,
Ruh borcum var Allah’a da kalbimde sanaymış,
Sevmek ödül değil aksine berbat bir cezaymış,
Ve ellerini bırakırken öldürücü an yok mu,
Dudaklarından kulağıma fısıldanan ezgi;
Meğerse kuru kuru bi elvedaymış !!!
Ben bütün aşk çeşitlerini,
kadın, erkek, ulus, yurt, baba, oğul, kişi, Tanrı sevgilerini kapsayan bir bilgilik dizininde aradıkça aradım, gönlümün yıllardır tanıyor olduğu aşkı bulamadım.”Kişiden doğma” biricik aşk budur işte! Öteki bütün aşklar doğanın yüklemesi, yaratılışın gereğidir.Bütün bu sevgilileri doğa belirliyor bizim için! -Onun görevlisi olan- içgüdü bizi, kendimizde olmadan, sevmeye götürüyor. O kişisel “özgün, özgür, içten ben”in yanı sıra o kendi kendimizin, doğanın yükleyiciliği ile yapının, çıkarın, yararın gerektiriciliği olmadan “seçtiği” biricik aşk, birbirlerinden -kaynağı başka gezegende olan-ilginç bir yakınlığın gizemli tadını tadan, birbirlerinin yüzlerinde doğaötesel soydaşlık rengi gören, iki yurtdaş gibi, yaşamın bu yabancı ülkesinde, bir rastlantı sonucu karşılaşan, daha ilk bakışta birbirlerini “yeniden tanıyan”, apaçık tanışıklık ile yakınlık çizgileri okuyan…iki ruhun arasında varolan gizemli bir çekimdir. İşte böyle bir bağlılık, hümanist olan Erich From’un düşündüğü aşklara benzemez. Bir ruhun bir ruha olan aşkı olduğunu …nerden bilsin? Yanız, güzel, tatlı, varlıklı bir ruha gereksinim duyan bir ruh…böcekler gibi yeraltından bitip bir bir bu “günlük yaşama”a bir “çıkar” uğruna bulaşarak, kıvranıp ölen bu toplumsal yığınlar içinde!Ona da “aşk” adını vermeye kıyamadım. Ozanlar onu da bulandırmış. Ona “sevgi” demek istedim.Tanışık iki ruhun aşkı, sevgisi ile inanışı demek istiyorum. Doğanın değil, yaratılışın değil, tersine yakın iki yalnızın arasındaki yalnızlığın oluşturmuş olduğu bir bağlılık…Ne diyeceğimi bilemiyorum!?
Bana:
Sevginin aşktan üstün olduğunu öğreten odur.
Çünkü:
Aşk, görme engelli bir coşku, görmezlikten kaynaklanan bir bağdır.
Oysa sevgi, bilinçlice bir bağ; apaçık, duru bir görmenin sonucudur.
Aşk, genellikle içgüdüden su içer, içgüdüden kaynaklanmayan başka bütün olgular değersizdir.
Oysa sevgi ruhun içinden doğar, bir ruhun yükselebileceği bütün yerlere, sevgi de onunla birlikte doruğa tırmanır.
Aşk, gönüllerin genelinde benzer biçimler ve renklerde gözlenmekte olup, ortak nitelik, durum ile nitelikler taşır.
Oysa sevgi her ruhta kendine özgü bir albeni taşır.Ruhun kendinden rengini alır. Ruhlar da içgüdülerin tersine kendilerine özgü ayrı ayrı renk, tırmanış, boyut, tat ile kokular taşıdığından; ruhların sayısınca sevgiler olduğu söylenebilir.
Aşk, kimlikle ilişkisiz değildir. Dönemlerin ve yılların ilerleyişinden etkilenir.
Oysa sevgi; yaş, zaman ve kişiliğin ötesinde yaşar. Onun yüksek yuvasına günün, çağın eli yetişmez.
Aşk, her renkte, her düzeyde, somut güzellikle, gizli-açık bağlantılıdır. Schopenhauer’ın deyişiyle: “Sevgilinizin yaşına bir yirmi yıl daha ekleyin de onun duygularınızda bıraktığı doğrudan etkileri gözlemleyin.”
Oysa sevgi, ruhun içine öyle bir dalgınlıkla dalar; ruhun güzelliklerine öyle tutulup kendinden geçer; somut güzellikleri bambaşka bir biçimde görür.
Aşk; tufan, dalga, coşku, hindi niteliğindedir.
Oysa sevgi durgun, dayanıklı, ağırbaşlı, arılıkla dolup taşar bir durumdadır.
Aşk, uzaklık ve yakınlığa göre değişir.Uzaklık uzun sürecek olursa azalır.İlişki sürecek olursa değerini yitirir.Ancak korku,umut,sarsıntı ile acı çekimin yanısıra “görüşüm-uzaklaşım”la diri,güçlü kalabilir.
Oysa sevgi bu durumları bilmez.Dünyası başka bir dünyadır. .
Aşk,bir yönlü coşkudur.Sevgilinin kim olduğunu düşünmez.”Öznel bir özcoşu”dur.İşte bu yüzden hep yanlışlık yapar.Seçimde hızlı sürçer.Ya da hep bir yönlü kalır.Yinede yer yer benzeşmeyen iki yabancının arasında bir aşk kıvılcımlanır, olay karanlıklar içinde geçip birbirlerini görmediklerini ancak bu yıldırımın düşüşünden sonra onun ışıgında birbirlerini görebilirler.İşte burada aşkın kıvılcımlaşımından sonra seven ve sevilen birbirlerinin yüzüne bakınca birbirlerini tanımadıklarını anlarlar.-Önemsiz bir sorun olmayan-aşktan sonra gelen yabancılıklar ile anlaşmazlıklar çoktur.
Oysa sevgi aydınlıkta kök salar.Işıgın gölgesinde yeşerir,büyür.İşte hep bu yüzden tanışıklıktan sonra ortaya çıkar.Gerçekte,başlangıçta,iki ruh birbirinin yüzünden tanıma çizgilerini okur.”biz”oluşları ise”tanışım”dan sonra olur,İki ruh,iki kişi değil-bir anda iki kişi nin gerektirimler sonra biz olma duygusunu taşımaları olasıdır.Bu durum ise öyle duyarlı öyle uçucudur;duyumun ve anlayışın eli altından kolayca kaçabilmektedir.-daha sonraları;birbirlerine söz ,davranış ve konuşma biçiminden yakınlığın tadını,yakınlığın kokusunu,yakınlığın sıcaklığını duyumsarlar.
Aşk, çılgınlıktır.Çılgınlık ise “anlayış” ile “düşünüş”ün bozulmuş ve yıpranmışlığından başka bir şey değildir.
Oysa sevgi, tırmanışın doruğunda, beyin ötesini aşar; anlamayı ve düşünmeyi de yerden çekip, doğuşun doruğuna götürür.
Aşk, sevgilide içinin çektiği güzellikleri yaratır.
Oysa sevgi; sonsuz, salt, dosdoğru, içten bir doğruluktur.
Aşk, denizin içinde boğulmaktır.
Oysa sevgi, denizin içinde yüzmektir.
Aşk, görme duyumunu alır; oysa sevgi verir.
Aşk, kabadır, şiddetlidir. Bununla birlikte dayanıksız, güvensidir.
Oysa sevgi, tatlıdır, yumuşaktır. Bunun yanısıra dayanıklı, güven içindedir.
Aşk, hep kuşkuyla bulunur.
Oysa sevgi baştan başa kesin inançlıdır. Kuşkuya yer vermez.
Aşktan içtikçe kanarız, sevgiden içtikçe susarız.
Aşk korundukça eskir.
Oysa sevgi yenilenir.
Aşk, sevenin içinde varolan bir güçtür.Kendisini sevgiliye çeker.
Oysa sevgi sevilende varolan bir albenidir. Seveni sevilene götürür.
Aşk, sevgiliye egemenliktir.
Oysa sevgi, sevilende yok olma susuzluğudur.
Aşk, onun baskısı altında kalabilmek için sevgiliyi belirsiz, kimliksiz olarak ister. Aşk, kişinin bencilliği ile alım-satımsal, hayvansal ruhun bir çekiciliğidir.
Oysa sevgi, sevileni sevgili, değerli olarak ister.
Neden bu kadar hayatımın içindesin ki sanki? Beklenmeyen bir anda geldin ve hayatımın tamda merkezine oturdun kaldın… Oysa ki sen davetsiz bir misafirdin sence de haddini aşmamış mıydın uzun zamandır kimsenin girmediği(giremediği)kalbimin gizli kapısını tıklarken(!) ? Önce o kapıyı duymamazlıktan geldim , kaçmaya çalıştım ; yok olmadı işte… Sen o masumluğunla o kapıyı tıklarken sana karşı kayıtsız kalamazdım duyuyordum seni..
Günden güne alıştım sana… Oysa ki ben çok korkuyordum sana alışmaktan; çünkü biliyordum , adım gibi biliryordum bir gün gideceğini… Sen bambaşka bir mevsimin çiçeğisin , ben hep sonbahar.Ben bir çiçeği yeşertecek kadar güçlü değilim anla bunu,güneşim yalancı ısıtamaz ki yüreğini!
Kaçıp kurtulmaya çalıştıkça daha çok içine girdiğim bir girdap gibisin…Yok mu bir kurtuluşum?
Adı aşk mı bu alışkanlığın? Aşk olmamalı ben hep kaçtım aşktan , aşk beni böyle ansızım , ummadığım bir anda yakalamış olamaz..Yoo aşk değil bu , aşk olamaz , olmamalı peki öyleyse ne?
Biliyor musun kalbimin senden önceki davetsiz misafiri de böyle masumca ansızın gelmişti… Kendimce kalbimdeki misafire hürmette kusur etmemiştim ; ama neden bilmiyorum o giderken kalbimide yakıp yakıp öyle gitmişti , ancak toparlandım derken şimdi de sen? Yoo hayır kalbim artık çok güçsüz bir kez daha yıkılırsa toparlayamam onu , bir gidişi daha kaldıramaz ..
Ah bir bilsem ki hak edeceksin bu sevgiyi kabulümdür senle gelen her hüzün ; ama bilmiyorum.. Tek bildiğim er ya da geç gideceksin, ben benle tek bırakıp gideceksin…
Evet korkuyordum sana alışmaktan , korktuğum başıma geldi alıştım; ama daha vakit erken gideceksen şimdi git sana daha çok bağlanıp sevmeden… Hiç girme kalbime sessiz sedasız git…
Gitmeyeceksen de öğret bana sevgiyi taa en başından yalansız , yanlışsız!
Ilık rüzgarla gelen bir müzik sesiyle dalıverdim uzaklara; “Aşık olmak günahsa ben bir günahkarım, pişman değilim tanrım…” diyordu yumuşak bir ses… bir sızı saplandı ilk önce kalbime… sensizlik yüreğimi yakıyordu, sana hasrettim… sarı kurumuş yapraklar arasında yürürken rüzgarın yüzüme vurmasıyla kokunu duydum sanki… yalnızdım… mutsuzdum, sen yoktun… ebediyen gitmiştin…
Şimdi yanımda olsaydın kollarınla beni sarar, yüzüme dağılan saçlarımı parmaklarınla düzeltirdin.. iki taraftan kulaklarımın arkasına sıkıştırır, “Böyle daha güzel aşkım”derdin… yüzüme düşen saçlarıma tuzlu gözyaşlarım karışıyor şimdi. “Sakın ha ağlama, seni birgün bile ağlarken görmek istemiyorum” derdin bana… şimdi bir yerlerden bakıyorsa gözlerin üzülüyorsundur… ama gözyaşlarıma söz geçiremiyorum sevgilim… Hani biz sonsuza kadar mutlu olacaktık? Hani birbirimizi terketmiyecektik? Neden beni tek başıma bırakıp gittin aşkım.? Kaza haberin geldiğinde inanamadım… evimizden nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum… hastanede seni öyle kanların içinde baygın bir şekilde görünce dünya başıma yıkıldı… elini tuttum ve sen gözlerini açtın “Sakın ha! Sakın elimi bırakma” dediğin zaman bile “Gözlerindeki ormanda yağmur yağmasın” dedin… yanaklarımdan süzülen sicim gibi yaşlar yüzüne döküldüğünün farkında bile değildim.. ameliyathanenin kapısına kadar elini hiç bırakmadım ve mecburen elini ayırdılar benden… saatlerce o odada kaldın… çıktığın zaman komadaydın… doktorlar ümitsizce gözlerime bakıyordu… seni odana götürdüler.. neydi, neden o makinaları vücuduna bağlamışlardı.? Sen yaşayacaktın.. beni bırakmayacaktın yemin etmiştin..yavaşça elimi elinin üzerine koydum.. hiç kıpırdamıyordun… günlerce başucunda bekledim… farkında bile değildin… hep uyuyordun… yanında seni beklerken; geçirdiğimiz günler bir film şeridi gibi gözlerimden geçti… beni kızdırmaların, sinirletmelerin ve ondan sonra gönlümü almak için bütün evi ben yokken çiçek bahçesine çevirmen… doğumgünlerimizde birbirimize aldığımız müzik kutuları… hani son doğumgününde sana mavi bir kazak almıştım da hemen giyip mankenlik yapmıştın ya ve ben seninle dalga geçmiştim sen de pastayı alıp yüzüme yapıştırmıştın ve sonra da bütün evi pastayla alt üst etmiştik… ne kadar deliymişiz, ne kadar aşıkmışız… mavi kazağını son gördüğümde kanlar içindeydi.. kaza günü onu giyiyormuşsun meğer… çok sinirlettin beni, nasıl çıkacak şimdi kazaktaki kan lekeleri? Olmadı şimdi, iyileşir iyileşmez kazağını sen yıkayacaksın.. onu sana ben aldım atmak olmaz ki… Hala uyanmadın… bir hafta geçti hiç bir kıpırtı yok…doktorların biri gidiyor biri geliyor.. söyledikleri hiçbirşeyi artık anlamıyorum.. bu arada o yağmurlu gün geldi aklıma.. bisikletlerle yarış yaptığımız o gün.. hani ani bir yağmur başlamıştı da eve zor yetişmiştik.. balkonda durup yağmuru izlerken bir gün bebeğimiz olursa ismini Yağmur koyalım demiştik… bizim yağmurumuz yaz yağmuru olsun demiştik… Ve bir gün daha geçti işte, yanında sen o yatakta hareketsiz yatarken bir gün daha geçti… elim elinde.. ve başım yatağın yanında, kendimden geçmişim.. ve aniden elin elimde kıpırdadı.. aniden kırmızı, şiş gözlerimi sana çevirdim… ve gözlerini açtın… o halinle bile gülümsüyordun bana… dudaklarına küçücük bir öpücük kondururken sessizce gözlerimden yine bilinçsizce tuzlu gözyaşlarım dudaklarına düştü… kızar gibi yine baktın bana… “Tamam” dedim “Ağlamıyacağım…” Gözlerime baktın buğulu… hiç beklemediğim bir anda dudakların kıpırdamaya başladı “Affet beni” dedin, “Birbirimizi terketmiyecektik, hala daha da seni terketmedim ama….” dedin ve gerisini duymak bile istemiyordum, parmaklarımla dudaklarını kapattım, “Konuşma, yorulma, sonra konuşuruz” dedim ama başınla “Şimdi” dercesine işaret ettin… “Şehre inmiştim, yıldönümümüz için beğendiğin tek taşlı pırlanta yüzüğü alacaktım, aldım da… yanında 25 tane gül vardı, arabanın torpido gözünde yüzüğün, koltukta da güllerin vardı” dedin… ve devam ettin “Hayatımda geçirdiğim en güzel yılları seninle paylaştım, gözlerim, kalbim hep yanında olacak, arabadan emanetlerini almayı unutma” dedin bana… gözlerimdeki yaşları artık durduramıyordum… “Bir dahaki sonbahara yürüdüğümüz yolda yanlız yürüyeceksin ve çok güçlü olacaksın, beni affet aşkım seni bensiz bırakıyorum, seni canımdan çok seviyorum, son bir öpücük ver bana” dedin ve bir elim elinde bir elimle alnını okşarken istediğini yaptım dudakların sıcaktı ve aniden makineden ince bir ses geldi, elin elimden kopuverdi…. Gözlerin yavaşca kapandı…. Doktorlar koşup geldiler… öylece orda kalıverdim hareketsiz kaldım, donmuştum, sen yoktun artık… doktorlar seni götürdüler… artık sen yoktun, yanlızdım.. Ve şimdi sensiz geçen ilk sonbahardayım… yürüdüğümüz yolda kurumuş yaprakların arasında tek başınayım. Arabadan bana getirdikleri emanetlerimin biri evde diğeri parmağımda… yüzüğünü yaşadığımı sürece parmağımdan, güllerini yatağımın yanından hiç ayırmayacağım… mavi kazağını yıkadım, temizledim… yastığının üzerinde duruyor.. Hazan mevisimi, hüzün mevsimi… aşk mevisimi.. ayrılık mevsimi… Kulağımda bana söylediğin şarkıyla yürüyorum tek başıma söz verdiğimiz gibi sarı yapraklı yolda…. “SANA RÜYA DİYEMEM, SENDEN UYANAMAM Kİ NEREDE OLURSAN OL, SENİNLEYİM BEN SANKİ BULUTLU GÜNEŞİMSİN, SEVGİLİMSİN BENİMSİN YAZ YAĞMURUM, KIŞ GÜLÜM, NEŞEMSİN KEDERİMSİN SENİNLE DOLU DÜNYAM, GÜNDÜZÜM GECEM SENSİN ÖLSEMDE AYRILAMAM, BENLİĞİM RUHUM SENSİN…” Biliyorum her an her saniye benimlesin, beni izliyorsun. İyi ki şarkılar var ve şiirler. Sen sözünü tutmadın, beni bırakıp gittin. Ben de tutamıyorum ve dışıma değilse de içime hiç durmadan ağlıyorum. Belki birgün aşkım… Bu yağmurlar diner ve biz yine birlikte oluruz hiç ayrılmamacasına. “HER YERDE HATIRAN VAR, HERŞEY SENİNLE DOLU HERŞEYDE SENİN İZİN, BU YOL AŞKININ YOLU ALAMAZ BİN SEVGİLİ KALBİMDEKİ YERİNİ SANKİ İÇİMDE AÇAR BU SARMAŞIK GÜLLERİ…. ” İyi ki şarkılar var…
Seni seviyorum, çünkü; her sabah kalktığımda bir günü daha senle yaşıyacak olmanın mutluluğu sarıyo beni, senin varlığını uzaklarda olsada hissetmek güzel güne senle başlıyorum ya dünya umurumda degil,ben hayatı senle keşfediyorum mavi gökyüzünü,sanki senden önce hiç yaşamamış gibiyim .
seni seviyorum çünki herşeyde sen varsın seyrettiğim her filimde,okuduğum kitabın her satırında ,dinlediğim her şarkının notasında,konuştuğum her insanın yüzünde.
seni seviyorum çünki her an her saniye benimlesin seni hisetmem için yüzüne bakmama gerek yok ,gözümü kapatsam ordasın, görmeme gerek yok sokaktaki her yüz sensin aslında .
seni seviyorum senle yaşanacak bir an için bile herşeyden vazgeçerim biranda tamda herşeyden vazgeçmek üzeryeken yıldırım gibi düştün hayatıma
;aklıma düştüğün an diyecegim ama aklımda olmadıgın bir an yokki
her an bendesin zaman kavramını yitirdi sanki ,seni seviyorum esmerim.
seni seviyorum bütün ihanetlerden arınmış ,yalan sevdaları ,sahte aşkları bir kenara bırakmış ve kendini aşka adamış bir kızım ben senin sadece senin aşkına,
sen gel de gelirim herşeyi bir kenara bırakarak utangaçlığımı ,yanlızlığımı kederlerimi ,acılarımı unutarak senin olmaya senle yaşamaya senle yaşlanmaya gelirim
tüm yalancı seni üzen o eski aşkları at bi kenara başını gögsüme yaslayıp sus ve yum gözlerini tüm yalancı sevdalara inat sus aşkım ,sen bendesin artık kazındın daglandın yüreğime ,artık yalan aşklardan ihanetlerden arınmış bir yürek var karşında seni sonsuza hatta sonsuzluğun ötesinde sevecek
NOT: senden önce mucizelere inanmazdım aşkım ama şimdi geldin. umudum, esmerim sen benim başıma gelen en güzel ve özel şeysin. Seninle bir gün degil, bir ömür paylaşırım aşkım seni çokkk seviyorum.
Avrupa sohbet odaları - aşk hikayeleri;
Biliyorum benden sürgün aşk… Kimbilir hangi bahar uyanır ümitlerim. Sevda heveslerim ne zaman filizlenir yüreğimin kıyılarında yeniden? Ayaklarımı yerden kesecek bir bakışa daha değer mi gözlerim? Ve ne zaman döner aşk sürgünlerden yurduna. Çoktan gözlerimden gitmiş sevdalarım hangi köşebaşında kaybolup karıştı yağmura bilsem? Bir ismin yürekte yarattığı o depremler titretir mi ruhumu bir kez daha? Böyle ıssızlığımda tükenip giderken ben, bir yürek dolusu sevda gelse tutsa elimden. Desem ki, benimde yerim var bu hayatta… Oysa daha kimbilir kaç gölge karışacak gecemden bilinmeze. Ve beklerken vazgeçmeye koyulacak belkide yürek… Kaç zaman geçecek üzerinden ömrümün. Kırık, dökük, anlamsız ve artık yokolmaya hazır… Tamda son nefesini veriyorken ümidim, belki gelir o özlemiyle yanıp tutuştuğum sevgili, gecikti ama gelir belki… Sarar yaralarımı, affettirir geç kalmışlığını ve unuturum isyanlarımı ben. Kimbilir gelir belki. Biraz daha beklemeliyim, öyle sabırla beklemeliyim ki o geç kalan sevgili geldiğinde sımsıkı sarmalıyım onu, bırakmamalıyım. Yine giderse geç kalır diye korkmalı yüreğim. Bir çocuk gibi titremeliyim üstüne. Böylece onu kaybetmemek için savaşmalı ve kazanmalıyım yitirdiğim zamanlara inat… Bir küçük ümidim var işte… hala var! Bir yerlerde beklendiğini bilir ve gelir o dönüşüne hasret kaldığım sevgili… Gecikti ama gelir belki…
TUĞBA TOKAT