Mar 17
Acı Son ..
icon1 Siyah | icon2 Ayrılık Hikayeleri | icon4 03 17th, 2008| icon31 Comment »

Ucunda ateşler yaktım gecenin
Yüzümü daha iyi seçeyim diye

Ve içimde seni yaktım
Senden daha kolay geçeyim diye
Lâkin kül olan ben oldum…

Anlamı yoktu bu sessizliğin
Alfabeside yoktu söylenen kelimelerin
Bugün,bugün çok zordu benim için
İlk defa bugün kuşları uçurdum sensizliğe
Ardından baktım
Elinden şekeri alınmış çocuklar gibi kaldım
Anlam veremedi gökyüzü hâlime
Ve anlam veremedi
Kucağında uçan kuşların
Şimdi kanatlarının birinin niye olmadığına…

Bugün resmini indirdim duvardan
Yokluğuna sarıldım,oda vefasız
İnce bir damla indi belki kalbime belki kalbine
Bakma arkana şimdi
Düşünme benide
Ben ne yolcular uğurladım vedasız!…

Düştüğün notlarını düştüm hayatımdan
Peşine düşen düşlerime çelme taktım
Yastık altındaki hayâllerimi parçaladım
Geceyi araladım sabaha dair…
Sabahı kapattım gecenin ardında…
Kendimi senden ayıkladım
Kayboldum
Kendimi bulamadım

Hüzün şehirleri kurdum yürek devletimde
Her şehre ayak izlerini serptim
Her kar yağışında seni seyrettim
Tıpkı karın toprakta eriyişi gibi
Eridin…
Eridin…

Anılarımızı yaktım sobada
Isıtamadığın yüreğimi ısıtmak için
Göz yağmurlarına saldım kendimi
Islanamadığım gözlerinde son bir hatıra için
Bir zamanlar vuslatken biz bize
Şimdi İstanbul ayaklarımın altında
Senden kaçmak için…

Her sözün hasret şimdi bana
Her bakışın hasret…
Bir kaçış belkide bir varış çözüm bana
Bu aşkda özüm sana
Közüm bana…

Ardına bir gül bıraktım
Eğer dönersen diye…
Bir umut işte bendeki,
Biriktirdiğim ve yaşadığım umut…
Unuttum sandığımda bile yaşadım seni
Bir umudum kaldı şimdi bir ben
“Şairim” derdin ya hep
Gittin gideli kendime şair demedim ben…

Ucunda ateşler yaktım gecenin
Yüzümü daha iyi seçeyim diye
Ve içimde seni yaktım
Senden daha kolay geçeyim diye
Lâkin kül olan ben oldum…

Mar 17

Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti.Yanmanin nedeni aksam yedikleri degil, uyanir uyanma bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi.Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti.
Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti. ‘Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsiz uyanis bitmeli.’ Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile giriyordu.Süratle giyinerek disari çikti. Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de bekletmemeliydi.Istanbul, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu.
Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; ‘Bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor. Onlar bile agliyor
halimize…’BULUSMA VAKTI…

Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden
sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki
agri daha da artmisti.
Besiktas’a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar.
Genç kiz, sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti.
Nereden bilecekti bugün ayrilik çanlarinin çalacagini…
Besiktas’a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç
kiz anlamisti sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini.
‘Bana birsey mi söylemek istiyorsun’ diye sordu. Genç adam,
gözlerini
kaçirarak ‘Evet’ dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da
sinirlenerek ‘Söylesene, ne diye bekliyorsun’ dedi. Genç adam
içini çektikten sonra ‘Sence biz nereye kadar gidecegiz?’ diye sordu. Genç kiz,
‘Bunu
sorma geregini
niye duydun?’ diye yanit verdi. Genç adam söze basladi…
”Birkaçay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin
için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen bana ‘Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?’ demistin. Biliyormusun o an nakavt olan
bir
boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip
telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiç
istememistin.
Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis, Meral’in ‘Sen sanslisin, sevgilin sana bakar’ sözüne ‘Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin’ demistin. Hatirladin mi?”

DUYGUSALLIGI SEVMEM…
Genç kiz, ‘Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem hasta
bakici
gibi göründügümü de kimse söyleyemez’ diye yanitladi. Genç adamgüldü,
‘Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi
tasidigin sürece hasta bakici, hemsire falan olamazsin.’ Genç adam
devam etti…
‘Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde
güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin? Hiç… Hatta günün
hiçbir
saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da
mutlu
etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok
insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan
beri her sabah, her aksam, her gece yani seni andigim her saat
tatli
bir mesajim vardi senin için biliyor musun? Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.’
Genç kiz anlamisti, ‘Yani ne istiyorsun benden sair olmaz mi?’
Genç
adam tekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne
kadar dogru oldugunu düsündü. ‘Hayir’ dedi, ‘Sair olmani
istemiyorum. Olamazsin da…
BIZ AYRILMALIYIZ. Ayrilirsak ikimiz için de en hayirlisi olacak.’

Genç kiz sasirmisti, ‘Neden ama? Ben seni seviyorum.
Senin de beni sevdigini saniyordum.’ Genç adam iç çekerek ‘Hayir
canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi
baska seyler konusuyor olurduk’ dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti.
Genç adam cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini
silerek ‘Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur…’
dedi.
Genç adam ‘Nasil böyle bir sey düsünürsün, senden baska kimse
olmadi ve uzun zaman da olacagini sanmiyorum’ yanitini verdi.
Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari
masada artik iki yabanciydilar. Birkaç dakika
sessizce oturduktan sonra Genç kiz,
‘Kalkalim istersen’ dedi. Genç adam ‘Ben biraz daha burada
kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin’ diye yanitladi.
Genç kiz ‘Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim’
diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu. Genç
adam, ‘Istersen arkadas kalabiliriz’ dedi ve birbirlerine son kez
sarildilar. “BEN DOGRU YAPTIM…”
Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde
yürümekten bitap bir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek
biliyordu.
Sabah erken kalkip ise gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi basardi. Sabah 7′de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için duymamisti telefonun sesini. Aramalar ve mesaj
sevgilisindendi.
Heyecanla mesaji açti, sunlar yaziyordu:
SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,
HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,
BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,
BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,
SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM,
VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM…
Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir
aliyordu ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi,
telefonu yabanci bir ses açti. Genç adam ”Nalan’la görüsebilir
miyim?” dedi.

Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde…
‘Ben onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce girdim. Yavrum kendini asmisti….’

YIGILIP KALDI…
Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki
mide agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip
kaldi… Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede.
Doktarlardan biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu.
Doktor yanit verdi…

‘Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz
intihar etmis. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis.
Devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim.
O uyurken gönderdigi numarayi aradim. Numara 3 ay önce iptal
edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var. Bu adam duygusal mi bilmem ama benim
anladigim
kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis…
“BAZEN
BIR KALBIN, IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE
HERSEY IÇIN ÇOK GEÇ OLABILIR…” O YÜZDEN SEVGİNİN VE SEVGİLİNİZİN DEĞERİNİ BİLİN…

Mar 14
AyRıLıK
icon1 Siyah | icon2 Ayrılık Hikayeleri | icon4 03 14th, 2008| icon3No Comments »

Özbenliğimiz kendimiz olamadığımızda bu durumu bize farkettirmek için her türlü deneyimi yaşatırSaat çalmaya başladığında sabahın 7.00`siydi. Eliyle saatin zilini kapatmak üzere uzandı, öylesine isteksizdiki uyanmak için; dokunuşuyla saat yere savruldu. Başını yastığın altına soktu, hiç kalkmak istemiyordu.

Saatin çalışıyla birlikte düşüncelerde zihninde uyanış içerisindeydi ve herbiri kendisini ifade eden duygularıda çağırmaya başlamıştı. Unutmak istediği herşey uyanmaya başlamıştı. Aniden bir acı hissetti yüreğinde, midesi bulandı ve bu onun uyanmasına yetmişti. Doğruldu yatağın içinde ve başını ellerinin arasına alarak derin bir soluk aldı. Yeni bir gün başlamıştı ve hatırladığı ilk şey onun artık hayatında olmadığı, onu kaybettiği gerçeği idi. Tutkunun özlemini hissetti yeniden, onu kaybetmek istemiyordu… Ama nasıl?

İlerleyen zamana baktı, hazırlanmalıydı, çalışması gerekiyordu hiç istemesede! İstediği tek bir şey vardı, “O”… Banyoya girdi, duşu açtı, suyu tüm bedeninde hissetmeye başladı. Zihni yine onunla dolmaya başladığında suyu daha da soğuttu. Yok yok ondan kurtulmalıydı, iyiki bitmişti, bir anda tüm hayatının onunla yada onsuz mahvolduğunu hissetti… Buz gibi suyun altında kendine gelmeye çalıştı. Onun daha fazla zihninde kalmasına izin vermemeli, zihnini boşaltmalı ve yeni güne başlamalıydı her şeye rağmen…

Yola koyulduğunda saat 8.00`di. Oldukça yoğun trafiğin içinde yalnız ama zihniyle sohbetteydi. Onun hayali geldi gözlerinin önüne, içindeki arzu yeniden uyandı. Onu yeniden görmek istediğini bir kez daha farketti. Radyoyu açtı, çalan şarkı sanki özellikle seçilmişti, ayrılık acısını anlatmaktaydı şarkının sözleri. Midesine kramp girdi… İçinde cılız bir ses sormaktaydı “Bu acıyı daha ne kadar çekeceksin?” duymamazlığa geldi. Acı da olsa bu duyguları yaşamak güzeldi, adeta onu besliyordu…

Masasının başına geldiğinde yaklaşık 1,5 saat süren yolculuğunun nasıl geçtiğini farkında bile değildi. Aracının içinde otomatik bir robottan farkı yoktu. Herşey zihninde olup bitmekteydi, kendisi, çevresi, insanlar her şey yok gibiydi. Zihninin içinde yaşıyordu sadece. 10.30`da toplantısı vardı ona hazırlanmalıydı. Ama önce posta kutusunu kontrol etmek istedi. Tek görmek istediği ondan bir mesajdı. Her şeye rağmen! Kimbilir, belki… Ümit dolu düşünceler içinde mesajlara göz gezdirdi.. Henüz bir şey yoktu, ama gelebilir diyordu zihni…

Toplantı, öğle yemeği derken gün geçmişti. Bu süreç içinde onu düşünmeye vakti olamamıştı. Şimdi kendisini daha iyi hissediyordu. O zihninde değilken daha iyiydi. Hatta oldukçada keyifli geçmişti günü. Bu keyfi sürdürmeye karar vererek bir dostunu aradı. Birlikte birşeyler yiyerek laflayacaklardı. Aksi halde zihni onu yine ona mahkum edecekti. Nasılsa yine o girdaba yeniden girmeyi istemedi. Mantıklı yanı bu ilişkiyi hiç onaylamamaktaydı. Başlangıçta onca yıllık yaş farkını bir türlü kabul edemiyordu akıllı yanı ama ilişkinin devamında bunu hiç hissedemez olmuştu taki bu ona bir ihanetle hatırlatılana kadar. Evet bu ayrılık bir ihanetin sonucuydu kabul etmek istesede istemesede.

Yine aklı bulanmıştı. Gerçeklerle yüzleşmek enerjisini daha da düşürüyordu. En iyisi yine düşünmemekti, başarabildiğinde kendini daha iyi hissedebiliyordu hiç değilse. Gücünü yeniden toplayabilmesi için buna ihtiyacı vardı. Arkadaşıyla buluşmuşlar, ordan burdan laflamışlardı ama konu ona gelmişti. O anlattı arkadaşı dinledi, ondan başka bir şey konuşmanın anlamı yok gibiydi. Gece sonlanmış ve gene yatağında kendiyle başbaşaydı. İçindeki cılız ses biraz daha güçlü sorgularcasına çıkıyordu. “Neden yaşanmıştı tüm bunlar?”

Coşku ve sevgi dolu bir çocukluk dönemi geçirmişti. Ergenliğe adım attığı yıllarda okuduğu kitaplar, dinlediği müzik, özgürlük anlayışı, yaşama bakışı farklıydı diğer insanlardan. Çılgınlık onun için sıradandı. Keyifliydi o yıllar. Gençlik yıllarında aile içinde beklenmedik olaylar sonucunda kendisini aile bireylerinin sorumluluğunu taşıyan ve yaşamı kontrol eden bir kimlikte buldu. Hayallerini zihninde bilinmeyen bir zamana ertelenmişti ve orada kalmışlardı. Yaşamı yeni şartlarının gereği biçimlendi. Yani başkalarının çizdiği resmin içindeydi ve o aslında onun resmi değildi. Sorumlulukları gereği yıllarca başkalarını mutlu etmek adına bu resmin içinde varlık göstermeye devam etti. Birde bunları kendi mükemmelliyetçi yapısı destekledi. Meli- malılarla, kuralların içine sıkışıp kaldı yıllardır. Olgunluk çağlarında artık o resmin kendisine ait olmadığını farketmişti, çıkış bulmak arzusuyla bir arayışa girmiştiki çok geçmeden ona rastladı ve onu ilk gördüğünde kendi resmini yapmaya karar verdi farkında olmadan. Ama zaman zihninde bıraktığı yerde değildi ve yaptığı resimde şimdiki zamanına uymuyordu. Birbirlerine duydukları aşkın etkisi ile bir müddet ilişkileri mükemmel bir şekilde devam etti ama o kadardı işte. Zamanla da alev söndü, ilişki bitti. İçindeki cılız ses biraz daha güçlenmiş olarak bir soru daha yöneltti . Şimdi ne yapacaksın?

Mehtaplı bir gecede mehtabı izlerken derin bir nefes aldı, artık biten ilişkinin ardından gidemezdi. Yeni resmin de kendisine ait olmadığını biliyordu. Oysaki o mehtabın denize vuran yakamozlarının içinde özgür olmak, bir balık gibi kaybolmak istiyordu. Yaşananlar, herşeye rağmen çok güzeldi, onu zenginleştirmişti, aşkı yeniden yaşatmış, var olduğunu hissettirmişti ona acı içinde de olsa. Artık kendine yepyeni bir resim yapma zamanı geldiğini anladı. Bu kez içindeki o minik sesi, kendi özbenliğinin sesini dinleyecek, dengeler içinde gençliğini bıraktığı yerden yeniden yaşatacaktı. Bu deneyim ona farkında olmadan çok şey öğretmişti. Hiç bir şey coşku dolu bir hayatı yaşamak için geç değildi.

Özbenliğimiz kendimiz olamadığımızda bu durumu bize farkettirmek için her türlü deneyimi bize yaşatır. Yaşamda başımıza gelen herşey aslında ihtiyacımız olduğu için gelmektedir. Yaşanan her deneyimde amaç farkındalıklarımızın artmasıdır. Her deneyim bir ders içerir ve biz öğreneceklerimizi farkedene kadar da bazen aynı deneyim yıllarca başımıza gelmeye devam eder durur. Yaşanan tüm deneyimleri haklı, haksız, iyi, kötü, doğru, yanlış diye değerlendirirsek olayların içine sıkışır kalırız. Esas amacımız yaşadığımız deneyimlere dışardan bakarak olanı görebilmektir. Direnç göstermeden olanı olduğu gibi kabul edebilmektir.

Mar 14
iLK Gece..
icon1 Siyah | icon2 Aşk Hikayeleri | icon4 03 14th, 2008| icon3No Comments »

Ege’ de bir efsane vardir; ” Hilal’ in gozuktugu ilk gece, yildizlarin
altinda denize dileginizi iletirseniz, deniz size mutlaka geri doner ve
dileginizi yerine getirir… ”

Gulay, iskelenin ucuna dogru yurumeye basladi. Gunes, batmaya hazirlaniyordu
ve deniz oldukca dalgaliydi. Dalgalar zaman zaman iskeleyi asip, ayak
bileklerini islatiyordu. Yavas ve donuk gozlerle, iskelenin ucuna kadar
yurudu ve durdu. Yavas hareketlerle oturarak ayaklarini denize birakti.
Bacaklari islaniyor, arada bir gelen dalgalarla da baldirlarina kadar
islaniyordu. Gozlerini kisarak ufuga bakti. Turuncu ve kirmizinin
karisimindan olusan karisim, hafif hafif karanlik maviye karisiyor ve
bulutlarin arasindan karsidaki adalar gozukuyordu. Gokyuzunde bulutlar
simetrik bir sekilde duruyorlar ve cok hafif bir sekilde ilerliyorlardi.

Gulay bir Istanbul cocuguydu. Genc yasta asık olmus, okudugu universiteyi
sevdigi adamla evlenmek icin birakmisti. Cok kisa bir zamanda hazirliklarini
tamamlamislar ve sade bir dugunle evlenmislerdi.

Evliliklerinde, kimsenin cozemedigi bir mutluluk sirri vardi. Onlar hic
tartismaz, kavga etmez ve daima iyi gecinirlerdi. Herkes bunu kotuye yorsa
bile, onlar boylesine mutlu ve huzurlu iki sene gecirmisler, ikibin sene
daha gecirmeye yetecek kadar da yanlarinda sevgi biriktirmislerdi. Mutluluk
sirlari esinin trafik kazasinda hayatini kaybetmesiyle son buldu. Gulay,
adeta yikilmis ve erimisti. Kazadan aylar sonra bile halen esinin eve
donecegini dusunur, her aksam onu karsilamak icin en guzel kiyafetlerini
giyerdi. Gece oldugu halde halen esi eve gelmeyince, sinir krizleri gecirir,
aglayarak sabahi bulurdu. Ailesi bir sure sonra Gulay’ i yanina almisti.
Daha sonralari iyice icine kapanan genc kadin, zamanla insanlarla konusmayi
bile birakmis ve sadece dalgin dalgin dusunur olmustu. Boyle zor gecen 1
senenin ardindan Gulay psikolojik tedavi gormeye baslamis ve ilaclarla
yasamaya alismisti. Ilaclar onu bol bol uyutuyordu. Uyandigi zamanlarda
karnini doyuruyor, esine mektuplar yaziyor ve aksamlari erken saatlerde
tekrar uykuya daliyordu. Bir sure sonra uyku ilaclarinin muptelasi olan genc
kadin, doktor tavsiyesiyle, ailesi ile birlikte Canakkale’ ye tasindi.
Evleri Canakkale yolu uzerinde bir koyun biraz uzagindaydi. Evlerinin hemen
arkasinda yukselen yuksek daglar agaclarla kapliydi. Evlerinin hemen onunde
ufak bir bahceleri ve deniz balkonlari vardi. Bahcenin onunde taslikla kapli
bir sahil ve hemen ilerisinde deniz vardi. Gulay denize girmeyi cok
sevmesine ragmen, buraya tasindiklarindan beri hic denize girmemisti.
Gunduzleri bahcedeki cicekler ve agaclar ile ugrasiyor, ailesinin
sohbetlerini dinliyor ve aksamlari deniz balkonlarinda esine mektuplar
yaziyordu.

Ayaklarina gelen suyun soguklugu ile irkildi. Hava iyice kararmaya yuz
tutmus ve az onceki o guzel renk karisimi, yerini sise birakmisti. Deniz
biraz daha durgunlasmis ve dalgalar yerini ufak cirpintilara birakmisti.
Burada her insan mutlulugu tadabilirdi cunku doganin guzelliklerini her saat
gorebilirdiniz. Sabahlari adeta bir havuz gibi sakin olan denizde yuruyerek
bile baliklari seyredebilir, aksamlari cikan ruzgarlar ile ruhunuzun en
derinliklerinde yolculuklara cikabilirdiniz. Fakat bunlar genc kadini mutlu
etmeye yetmiyordu. O, esinin olumuyle birlikte sanki bir yarisinida
kaybetmisti. Gordugu her guzelligi ve tadina baktigi her mutlulugu onunla
paylasmadigi surece, ne anlami vardi bu guzelliklerin ? Ici her zamanki
gibi, kara bulutlarla kaplanmisti. Ufukta gorebildigi son noktayi secmeye
calisiyor ve amansiz bir sekilde icinin yandigini hissediyordu. Bu acimasiz
olay neden onun basina gelmisti ? Devamli mutlulugunun neden ve kimin
tarafindan kiskanilip, yok edildigini dusunuyor fakat bir turlu
dusuncelerini bir yere baglayamiyordu. Esini her dusunusunde, ona bir daha
dokunamayacagini, bir daha opemeyecegini ve bir daha asla onun kokusunu
koklayamayacagini farkediyor ve bu dusunce yuregini sıkıyordu. Kurtulmak
icin cirpinsa bile kurtulamiyor, cevresinde ki herseyin bir caresizlik
cemberiyle sarildigini hissediyordu. Her gece uyurken, ruyasinda esi ile
bulusacagini dusunuyor ve bu dusunce onun karanliklarinda, sicak ve parlak
bir isik olusturuyordu. Bu umitle uykuya daliyor, fakat bir turlu esini
ruyasinda goremiyordu.

Ruyasinda onu gorebilmek icin bir cok yol denemis fakat hic birinde basarili
olamamisti. Bu onu gitgide dahada ruhunun derinliklerine goturuyor,
saatlerce bos bos dusunmekten baska birsey yapmiyordu. Ailesi bu duruma cok
fazla uzuluyor, biricik kizlarinin tekrar eski haline gelmesi icin
ellerinden geleni yapiyorlardi. Lakin hic biri genc kadinin yuzunu
guldurmuyordu, o sanki intihar etmeyi gururuna yediremediginden dolayi
sadece yasamini surduren biri haline gelmisti. Bu durumdan nasil ve ne zaman
cikacagini hic kimse bilmiyor fakat bunun boyle surup gidemeyecegini tahmin
ediyorlardi. Buraya geldiklerinden beri ilaclarini da kullanmiyordu. Ailesi,
onu ilac kullandigi zamanlardan daha iyi goruyordu. Cunku kizlari ilac
kullanirken devamli uyuyor, soylenen hic birseyi anlamiyor ve daima hasta
gibi oluyordu. Oysa simdi, sabah erken kalkiyor, bahceyle ugrasiyor, deniz
kenarinda oturuyor ve alisagelmis mektuplarini yaziyordu. Onlar icin bu
bile, oldukca iyi bir gelismeydi.

Gulay iskeleden kalkti ve eve dogru yurumeye basladi. Sahilde ki taslardan
dolayi duzgun yuruyemiyor ve yalpaliyordu. Cocuklugundan beri buraya gelip
gittiklerinden, denize dair olan tum hikayeleri bilirdi. Yarin ay hilal
seklini alacakti ve genc kadin bir dilek dileyecekti. Eve ulastiginda aksam
yemegi hazirlanmisti. Sessiz bir sekilde yemegini yedi ve odasina cekildi.
Yarin icin ici umutla dolmustu. Kimbilir belki gercekten deniz ona geri
doner ve istegini yerine getirirdi. Bu dusuncelerin verdigi garip bir
huzurla uykuya daldi.

Sabah uyandiginda henuz gunes yeni doguyordu. Uzun zamandir yaptigi gevsek
hareketlerin tersine, buyuk bir ceviklikle yatagindan sicradi. Uzerini
degistirip yatagini ve odasini topladi. Kahvaltisini yaptiktan sonra her
zamanki gibi bahcedeki ciceklerle ilgilenmeye basladi. Ciceklerin hepsi
bugun daha bir canliydilar. Gulumsemeyi unutan yuzu ile onlara gulumsedi ve
her biriyle tek tek ilgilenmeye basladi. Diplerini temizliyor, sularini
veriyor ve hepsine birer opucuk konduruyordu. Gulay’ i balkondan izleyen
annesi ve babasi birbirlerine sarildilar. Onu boyle gormek onlari cok mutlu
etmisti. Aksama dogru genc kadin deniz balkonuna gitti ve buyuk bir
titizlikle kagidi onune yerlestirip, kalemini cantasindan cikardi. Yazacagi
her kelimeyi ozenle secmeliydi. Dusuncelerini netlestirdi ve yazisina
basladi ;

” Sevgili Deniz,

Bilirsin, cocuklugumdan beri devamli seninleyim. Tatil icin geldigimiz
zamanlarda saatlerce seninle dans eder, Istanbul’ a dondugumuzde devamli
seni izlerdim. Sen kimi zaman durgun, kimi zaman neseli olurdun. Hep bunu
cozmeye calistim ve artik cozdugumu saniyorum. Sanirim sen aya asIksin
deniz. Ne zaman ay ciksa, onun isIklarini alip, binlerce yakutmus gibi
yansitiyorsun. Ruzgar ile konusuyor, kiyi ile oyunlar oynuyorsun. Aksamlari
kimseye icini gostermiyor, adeta icine bakmaya calisan olursa, sendeki aski
goreceklermis gibi kendini sakliyorsun. Fakat sabahlari ayin yerini gunese
birakmasiyla birlikte durgunlasiyor, kendini unutuyorsun. Aksama kadar boyle
zaman gecirip, aksam kendini aya hazirliyorsun. Kimi zamanlar ruzgar
siddetleniyor ve bulutlar ayi kapatiyor. Boyle zamanlarda, sevdigini
goremedigin icin oldukca sinirleniyor ve icinde ne bulursan darmadagin
ediyorsun. Ben senin ofkeni kiyilara vurdugun tekmelerden bile anliyorum
denizim. Inan bana, belki de seni benden iyi anlayacak kimse yoktur…

Soyle bana denizim, bir gun ayin hic bir zaman dogmayacagini anlasan ne
yapardin ? Bir daha hic yakamozlar olusturamayacagini, onunla olan
sevginizin icinde olmasina ragmen onu asla goremeyecegini bilsen ne dusunur,
ne hissederdin ? Eminim ki ofkeyle buralari yikardin ve bir daha hic yuzun
gulmezdi. Iste sevdigini kaybetmek boyle birsey denizim. Sen ayini asla
kaybetmeyeceksin ama ben gunesimi kaybettim. Onu her dusundugumde icim
agliyor, yasam duruyor. Hic bir sey yapmak istemiyorum. Bedenimi yirtmak ve
gokyuzune yukselmek, her neredeyse onu bulmak istiyorum. Lakin hic bir
sekilde onu tekrar goremiyor ve ona tekrar sarilamiyorum. Anlattiklarimi her
gun az cok gozlerimden anladigini farzediyorum. Bu yuzden sana yazmaya ve
senden yardim istemeye karar verdim denizim. Hilal’ in gorundugu ve senin en
sevincli oldugun bugun senden bir dilegim olacak. Beni sevdigime kavustur
denizim. Bir defaligina bile olsa onu gormek istiyorum. Beni aydinlatan,
nesemi yerine getiren ve zamanla hayatimin anlami olmus o gulumseyisini
gormek istiyorum. Artik buralarda daha fazla onsuz kalmak istemiyorum. Ne
olur denizim, beni onunla bulustur. Onu gormeme ve bir defacik dahi olsa
sarilmama araci ol. Beni anlayacagini umud ediyor ve bana dilegim ile ilgili
geri donmeni bekliyorum.. ”

Gulay, mektubunu dikkatle katladi ve gogsune yerlestirdi. Aksam yemegini
yedikten sonra iskeleye cikarak bir sure karanlikta hic bir isigin meydana
getiremeyecegi o guzel yakamozu izledi. Ardindan yasli gozlerle dilegini
denize birakti ve gozlerini kapatti. Sanki deniz dilegini hemen yerine
getirecek gibi hissediyordu. Sanki gozlerini acsa, sevdigini karsisinda
gorecek ve bu dogaustu olaya deniz neden olacakti. Yavasca gozlerini acti
ama sevdigini goremedi. Gozlerinden bir kac damla yas, denize damladi. Genc
kadin buyuk bir huzunle yuruyerek evine gitti ve kimsenin yuzune dahi
bakmadan odasina kapandi. Agladi, agladi, agladi.. Hayat, yasanilabilecek
bir olgu olmaktan cikmis ve adeta bir cileye donusmustu. Buna daha fazla
sabredemiyordu. Fakat aksi yondede yapabilecek hic birseyi yoktu. Kalbi
daraliyor ve nefes almasi zorlasiyordu. Derin derin nefes alarak kendine
gelmeye calisti fakat her nefes alisinda gogsu sizliyor adeta nefes alirken
bedeni yirtiniyordu. Hiriltilar cikarmaya basladi. Hizli hizli oksurdu ve
bir sure sonra kendine geldi. Oldukca halsiz kalmisti, yatagina uzandi
gozlerini kapatti.

Gece uykusunda bir ruzgar hissetti. Galiba balkon kapisini acik unutmustu.
Ama kalkip kapatabilecek hali de yoktu. Ruzgar ayaklarindan beline dogru
ilerledi ve gogsunden basina kadar inanilmaz bir yumusaklikla esip gitti.
Gulay, ruzgar ile birlikte muhtesem bir huzur duygusuna sarinmisti.
Gozlerini acti. Gorduklerine inanamayip, gozlerini tekrar kapatip acti.
Denizin ortasindaydi. Sahilden bir hayli uzakta olmasina ragmen evlerini zar
zor gorebiliyordu. Denizde yuruyebiliyor ve kosabiliyordu. Buyuk bir
sevincle ordan oraya kosup durdu, kendince ruyasinin tadini cikartiyordu. ”
Gulay… ” Duydugu sesle irkildi. Ses tam arkasindan geliyordu ve yillardir
hasret kaldigi bir sesti. Hizla arkasini dondu. Kocasi yuzunde o bilindik
gulumsemesiyle kendisine bakiyordu. Hic birsey diyemeden, hasretle kocasina
sarildi. Iste dilegi gercek olmustu, onca zamandir basaramadigi seyi deniz
basarmisti. Kocasinin kollarindan ayrilmadan tum gucuyle onu sIkti. Kokusunu
oylesine ozlemisti ki, yillarca boyle durabilirdi. ” Ah seni oyle ozledim,
oyle bekledim ki.. ” Esi yanit vermeden onun yuzune bakti. Gozlerinde hafif
bir keder vardi. Genc kadin, gayet iyi tanidigi kocasinin yuzundeki
gulumsemesinin ardina saklanmis, gozlerindeki kederi hemen farketmis ve
onunda yillardir kendisini ozledigini dusunmustu. Onu gormenin verdigi
sevincle hic birsey dusunemiyordu. Kocasina tekrar sarildi, onu tekrar
kokladi. Hic uyanmak istemiyor, kalan tum yasami boyunca bu ruyanin devam
etmesini istiyordu. Yillarin verdigi ozlem ve hasretle saatlerce konustular.
Birbirlerini ne kadar ozlediklerini, birisinin olmadigi yasamda digerinin
eksIkliginin nasil hissedildigini anlatip durdular. Her ikiside heyecanli ve
sevincliydi. Bir o kadarda huzunluyduler. Genc kadin gunes ufuktan yavas
yavas dogarken, gozlerini bakmaya doyamadigi kocasindan alarak denize
cevirdi ve aglamaya basladi. Kocasi ” Aglama.. ” dedi. Aglamamasi
imkansizdi, birazdan uyanacak ve bu guzel gece sona erecekti. Bir ay boyunca
yine kocasina hasret kalacakti. Ona hizli hizli yine mektup yazacagini, hic
durmayacagini, her ay hilali sabirsizlikla bekleyecegini soyledi. Kocasi
elleriyle karisinin agzini kapatti. Gozlerinde garip bir bakis vardi. Gulay’
i optu. ” Gitme desem de, gideceksin, fakat doneceginde unutma, burada seni
bekliyor olacagim.. ” dedi. Gunes dogmustu, gulay artik uyanmasi gerektigini
ve uyanmazsa ailesinin endiseleneceginden, onu zorla uyandiracaklarindan, bu
guzel ruyanin sarsintilarla bitmesini istemediginden bahsetti. Ona son defa
sarilarak, denizin uzerinden yurumeye basladi. Evine dogru yaklastikca
yuregi sizliyordu. Ara ara arkasina bakiyor ve kocasinin orada bekledigini
gormek icine tarifi imkansiz bir huzur veriyordu. Gozyaslari icerisinde
sahile cikti ve evlerinin onundeki kalabaligi farketti. Biraz daha
yaklasinca, kulaklari annesinin feryatlariyla cinladi..

Mar 11
  • Sevginin olduğu yerde mantık olmaz derler… Ne kadar doğru! Seni o kadar çok seviyorum ki aklım başımdan gitti… Birlikte daha nice sevgi dolu mutlu günlere sevgilim
  •  

  • Bir ömür boyu seninleyim desen de istemem artık. Çünkü sen rüzgarın çoşturduğu bir toz bulutusun, bugün bana esersin …yarın ellere
  •  

  • BAZAN KAR NASIL HAZIN YAGAR BILIRSIN KURSUNI BIR GOKYUZUNDEN AGLAMAKLI ISTE OYLEYIM, KAPKARAYIM BU GUN GEL EN HUZUNLU SESINLE, EN DOKUNAKLI
  •  

  • bir yudum mutluluk, pesinden kosuyorum, ne olacak halim bilmiyorum, sevmisim seni bir kere, doyamadan gidiyorum
  •  

  • Birgün hayatin bütün güzelliklerinden vazgeçip ölüme sessiz sedasiz gitmek istersen, yanima gel ki sana sensiz yasamanin, sensiz olmanın ölüm oldugunu göstereyim…
  •  

  • Hasretin öldürdü beni! Şimdi geceler çaresiz. Şimdi yağmur damlası gelip konar dudaklarıma sessiz. Söylemiş miydim hasretin öldürdü beni hiç sebepsiz.
  •  

  • Güneşi seviyorum diyorsun güneş açınca gölgeye kaçıyorsun. Yağmuru seviyorum diyorsun yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun. Korkuyorum sevgilim çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun
  •  

  • SEN SON CUMLE, BEN NOKTAYIM BITME BENSIZ BITME SAKIN BANA BENDEN UZAKTAYIM, SANA SENDEN FAZLA YAKIN. SEN KOR EBE, BEN YOKTAYIM AZLIGINI BILDIM COK’UN HEM KARADA HEM AYAKTAYIM GOZSUZ GORUP, ELSIZ DOKUN
  •  

  • birgün bir kar yağarsa semtine sakin üşüme bilki sevdiğin çok uzaklardan, erimiştir yüreğine
  • Mar 11

    Yaşlı bir bey, sabah erken evinden çıkmış, yolda
    ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve
    hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın saglık
    birimine ulaştırmışlar. Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman
    yapmışlar,
    ama
    ‘biraz Beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kirik veya çatlak olup
    olmadigini inceleyeceklerini’ söylemisler. Yasli bey huzursuzlanmis,
    ‘acelesi oldugunu istemedigini’ söylemis. Hemsireler merakla acelesinin
    sebebini sormus.
    Adamcagiz da,
    ‘karim huzur evinde kaliyor her sabah onunla kahvalti etmeye giderim, geç
    kalmak istemiyorum’ demis.

    ‘Karinizin, siz gecikince merak edecegini düsünüyorsunuz herhalde’ Demis
    hemsire.
    Adam üzgün bir ifade ile ‘ne yazik ki karim Alzheimer hastasi ve benim kim
    oldugumu bilmiyor’ demis.
    Hemsireler hayretle ‘madem sizin kim oldugunuzu bilmiyor neden hergün
    onunla
    kahvalti yapmak için
    kosusturuyorsunuz’ demisler.
    Adam buruk bir sesle ‘ama ben onun kim oldugunu biliyorum’ demis.

    Mar 11

    Sevgiliye sadece “Seni seviyorum” demek yetmez…Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar.

    İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder
    birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için.

    Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan
    içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su’ya aşık olmuştur.

    İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar,
    “Sırf senin hatırın için ey su” diye…

    Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı
    birşeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki,
    çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur.

    Günler ve aylar birbirini kovalalar ve çiçek acaba
    “Su beni seviyor mu?” diye düşünmeye başlar.

    Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Halbuki çiçek,
    alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz.

    Çiçek, suya “Seni seviyorum der. Su, “Ben de seni
    seviyorum” der. Aradan zaman geçer ve çiçek
    yine “Seni seviyorum” der. Su, yine “Ben de” der.
    Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler…

    Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz
    etrafa ve son kez suya “Seni seviyorum.” der.

    Su da ona “Söyledim ya ben de seni seviyorum.” der
    ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek
    artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin.
    Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler
    çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine…

    Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla
    başını döndürerek çiçek, suya der ki; “Seni ben,
    gerçekten seviyorum.” Çok hüzünlenir su bu durum
    karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır
    nedir sorun diye…Doktor gelir ve muayene eder
    çiçeği. Sonra şöyle der doktor: “Hastanın durumu
    ümitsiz artık elimizden birşey gelmez.”

    Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık
    nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir
    bakar suya ve der ki: “Çiçeğin bir hastalığı yok dostum…
    Bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için” der.

    Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece
    “Seni seviyorum” demek yetmemektedir…

    Mar 11

    gözLerinDe nemLenmeler başLar…ufak ufak süzülüR damLaLar..

    üZüLürsün,ağLarsın,yaLvarırsın,gurursuz, Hatta yüzsüz oLursun..

    seni istemiyoRum DeR..

    sen onu seni istediği için söyLEdiğini SanaRsın..

    ne oLursa oLsun; kötüleyemezsin Onu..

    yanLış davranışLarını biLe iyiye Yorarsın…

    yaRamaz bu kız sana deRLer; diyenLerLE kötü oLursun..

    bakaRsın görEmezsin; öyLe an olurki gözLerine peRdeLer çekiLir…

    görürsün görMezlikTen gelirsin..içinDe bir şüphe vaRdır..

    seviyoRmu ? bu düşünCeye giRdiğin an bitmişsindir zatenn..

    sen bir sürgünsündür…

    ağLarsın; ağlamanın ayıp oldugunu söyLerLEr.. onLarlada kötü olursun

    Kaçarsın…heRkesten,sevenden,sevmeyenDen;

    kazandıM deRsin.fakat inanmazsın keNdine

    çünkü kaybettiğinin faRkınDasındır..

    bütün oLumsuzLukLar seni buLur o DevRede

    AğLarsın,aĞlarsın,ağLarsın

    kimSeler oLmaz çevRende..

    guRur yapıyorsun sanaRlaR…

    ailenDen uaklaşırsın. RaKı şişeLerinDe. araRsın kendini

    oRada hiç olmadığını biLdiğin HaLde..

    o zamanDa aciz oLursun..

    kendini buLmaya çalışırsın..

    ve

    ağLarsın

    ağLarsın

    ağLarsın…

    çevRendekiLer zaman Der..

    inanmazsın.

    kaÇarsın..kenDinDen benLiğinDen olMuşsundur..

    bu Sen değilsindiR.. ve bunun faRkınDasındıR..

    sanKi geri dönüşün oLmadığını SanaRsın..

    bütün yoLLar kapalıdır.. heRkes zeVkin dorukLArınDayken.

    sen hep aĞlarsın..beceremezsende

    asLında insanın en güzeL halinin ağLayanDan nefret ettiğin haldE

    ağLayan insan olduğunu düşünüRsün..

    çünkü baŞka şey rahatLatmaz seni..

    soNra kenDini suçLamaya baŞlarsın..suÇlu olmadığını biLe biLE..yanlış kimde göre göre..

    işte….

    o zaman bitmişsinDir Kardeş

    ağLamakta,içmekte boştuR artık

    teK yoL varDır oda salak biR düşüNCeden ibareT OLan Ölümdür.

    bitmişsindir,ölmüşsündür,hasTasınDır

    aRtık o kadar acizsindirki..kiMse tarafından takılmıyosun. ve bunun faRkındasındıR..

    günLer geçer..

    haftaLar geçeR..

    ve biRde bakmışsındır Ki..

    uğruna o Kadar üzüldüğün,ağLadığın,içtiğin

    başkasındıR artık

    kavGa etmek istersin..sonuçTa bişyt kazanamayacağını bildiğin için giremezsin.

    ve sonra ayLar geçeR..

    unutuRsun..

    soNra için içini yeR.

    ben bunLarı kimin için yaptım Lan deRsin.

    biR daha içerSin içeRsin içersin…

    ve

    kusARsın NeFretini..

    ve kazandığını; anLarsın

    herŞeyin bir tecrübe olduğunu söyLerLer..

    o sözLe kendini avutursun..

    Kurtuldum DeRsin.

    küfürLer yağdırıRsın Kaşarmış Dersin..kenDine yakışmadığını biLe biLe

    ama demek zorundasındıR.

    ve NeFret baŞlar..

    ve geçmez dediğin yapamam ölürüm dediğin günLer, gEriDe kalmıştır….

    ve bir SayfaDa böyLe kapanmıştıR..

    Mar 11

    Erkek kadına dedi ki:
    -Seni seviyorum,
    ama nasıl,
    avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp
    parmaklarımı kanatarak
    kırasıya
    çıldırasıya…
    Erkek kadına dedi ki:
    -Seni seviyorum,
    ama nasıl,
    kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,
    yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,
    yüzde hudutsuz kere yüz…
    Kadın erkeğe dedi ki:
    -Baktım
    dudağımla, yüreğimle, kafamla;
    severek, korkarak, eğilerek,
    dudağına, yüreğine, kafana.
    Şimdi ne söylüyorsam
    karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..
    Ve ben artık
    biliyorum:
    Toprağın -
    yüzü güneşli bir ana gibi -
    en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..
    Fakat neyleyim
    saçlarım dolanmış
    ölmekte olan parmaklarına
    başımı kurtarmam kabil
    değil!
    Sen
    yürümelisin,
    yeni doğan çocuğun
    gözlerine bakarak..
    Sen
    yürümelisin,
    beni bırakarak…
    Kadın sustu.
    SARILDILAR
    Bir kitap düştü yere…
    Kapandı bir pencere…
    AYRILDILAR

    Mar 11

    Tam tamına 17,5 yaşındaydım o gün. Bütün eğitim hayatımı adadığım ve sonunda başardığım üniversitemin bahçesinde onunla konuşup bir ilişkinin temellerini atmak üzereyken küçük bir çocuktum. Günü birlik ilişkilerde, geçici flörtlerden hoşlanmadığımı belirtecek kadarda büyük. Üniversite hayatinin başlangıcı bu muhteşem birlikteliğinde başlangıcı oldu. Günler büyük bir hızla geçiyor ve her gecen gün aşkımızda ayni hızla büyüyordu.

    Önce toplumdan, sonra da okulumuzdan soyutladık kendimizi. Her anımızı baş başa geçirmekten, İstanbulun keşfedilmemiş yerlerin gezmekten büyük keyif alıyorduk. Onun dinine çok bağlı olması, benim bugüne kadar bilmediğim görmediğim şeyleri yapıyor olması hoşuma gidiyor, ben de her gün yeni şeyler öğreniyordum.

    Bu aşk romanlarından fırlamış mutlu günler daha doğrusu seneler 4 yıl sürdü. Kesintisiz 4 yıl. Bu arada o benim aileme, bende onun ailesine girmiştik. Evleneceğimiz günler sayiliydi.

           5. yılımıza girdiğimiz ilk günlerinde her şey alt üst oldu hayatımda. Senelerdir görmediğim bir arkadaşımı ziyarete gittim ve aşık oldum. Hayatımızda başka insanlar olmasına rağmen bu garip duygusal çekim bizi yakaladı, ama hemen kendimizi toparlayarak uzaklaştık. İşte yine ben eski bendim. Her şeyi çözmüş ilişkime sağlam bir şekilde dönmüştüm .- Döneme mimiydim yoksa Bir kaç ay sonra İnternet ve chat ortamını keşfettim. Seneler sonra ilk kez farklı erkeklerle konuşmak gerçekten ilginçti gelmişti. İleri gidip teflonlaşmaya ve hatta bir kaç kez görüşmeye bile vardırmıştım işi. Ama hep kendimi haklı çıkaracak sebepler aradım. Kötü bir şey yapıyordum, onu anlatmıyordum. Yada bana öyle geliyordu.

           Başka bir adama aşık olmamla başlayan kavgaların, tartışmaların yerini şimdi chat kavgaları almaya başlamıştı. Bu seferde netten yüzünü bile görmediğim bir adama aşık olmam, olayın patlama noktası oldu. Çünkü artık sözlerin yerini tokatlar almıştı. Çıktığım tatiller, görüşmeme kararları, ilişkiyi kurtarma çabaları hiçbir işe yaramıyordu. Elimizde hiçbir şey kalma misti artık. Bizi bir arada tutan o güçlü bağ,aşk,sevgi,saygı,hoşgörü. Hepsi uçup gitmişti.şaşkındım. nasıl bu hala gelebilmişti her şey. Bitmeliydi. Bitecekti. Ve bitti. 5. yıldönümümüze 1 ay kala bitti büyük aşk masalı.

           Biliyorum. Ben suçlu görünüyorum. Ama hala kendimi haklı çıkarmak için çok fazla sebep bulamıyorum. Pişman mıyım. Hayır. 23 yaşındayım artık ve elimde kalan hala bitmemiş bir okul. İlişkim bitti ama okul hala duruyor. Aşk mı bir daha asla…

    « Previous Entries